Karadeniz’i Düşünmek

Türkiye Akdeniz ile uğraşırken asıl fırtına Karadeniz’de kopmaktadır. Karadeniz’de olmayan bir Türkiye’nin Akdeniz’de olması mümkün değildir. Tarih tekerrür ediyor. Karadeniz’i elinde tutan Osmanlı Devleti kısa zamanda Doğu Akdeniz’de rakipsiz, Batı Akdeniz’de başat bir güç haline gelmişti. Tersi durumda; Karadeniz’i kaybetmiş Osmanlı Devleti, Akdeniz’i elinde tutamamıştır.

Bu bağlamda tarihte vuku bulduğu üzere Rusya ile çatışmamız neredeyse mukadderdir. Ama bu çatışma kendi dinamiklerimiz ile vuku bulmalı. Avrupa ve Amerika’nın Rusya’nın bütüncül olmak zorunluluğuna sahip politik ekosistemini parçalamaya çalışması, bölgeye yıkım getirecektir. Bu yıkımın fragmanlarını güncelde Ukrayna merkezli Karadeniz havzasında seyretmekteyiz. Bölgeye yayılma potansiyeline sahip Ukrayna savaşı, Ukrayna’nın özgürlük savaşı değildir. Avrupa ve Amerika’nın güvenlik stratejileri doğrultusunda tarihte olduğu gibi bir lejyon, ileri bir karakol oluşturma faaliyetidir.

Tarihte en yakın örneğini Hitler Ukrayna’sında görebileceğimiz ‘Bozkır Soykırımı’, milyonlarca asker ve sivilin açlık, soğuk ve tifüsten ölümü ile vuku bulmuştur. Rusya’nın savunmasız dümdüz bozkırının önündeki bariyeri olan Ukrayna ve Kırım yarımadasını özgürleştirme talebi, Polonya düzlüklerinde, Baltık kıyılarında, Balkan Yarımadasında hep var olmuş olan Avrupa’nın güvenlik sorununu ve derin kaygısını coğrafyamıza öteleme talebidir.

On yedi milyon kilometre kare ve birbirine bağımlı onlarca politik ekosistemi içerisinde barındıran büyüklükteki devasa bir coğrafyayı birbirleri ile çatışmadan bir arada tutabilecek siyasi ve askeri güç ağırlığına sahip değilseniz, önemlisi bu gücünüzün oturduğu tarihsel meşru bir arka planınız bulunmuyorsa, bölgeyi özgürleştirme taleplerine kulak tıkamanız gerekir. Çarlık Rusya’sının bir güç olarak ortaya çıktığı 17. Yüzyıla kadar yağma ve talan eko politiğinin hüküm sürdüğü Rusya Federasyonu ve hinterlant toprakları, neredeyse tarih dışı kalmış bir coğrafya hükmündeydi.

Çarlık Rusya’sının ‘soylulaştırarak’ merkezileştirme politikaları ile Sovyet Rusya’nın sanayileştirme politikaları; bu onlarca politik ekosistemin tek tek sahip oldukları zenginlikleri, birbirlerine bağımlı olabilecek şekilde dizayn etme üzerine kurulu olmuştur. Böylece çatışma yerini, bağımlı olma gerçeğinin uyuşması alacaktı. Ukrayna’nın tahılı, işlenip Kırım’dan dağılacak, Hazar petrol ve gazı sonsuz bozkırı aşıp Özbek pamuğunu işleyecek, Sibirya keresteleri Don ırmağına indirilecek, Sovyet Rusya’nın askeri ve sivil yükünü çekecek olan motor ve otomotiv sanayi Tataristan’da boy verecekti. Bir yüzyılını dolduramadı. Aşırı merkeziyetçi bürokratik devlet anlayışı bu dizaynı dolysız olarak yönetemedi. Sovyet Rusya kendi zaafları ile yıkılıp gidince ortaya çıkan yıkım, bölge insanına derin acılar yaşattı ve yaşatmaya devam ediyor.

Tek başına, özgür ve kendisini ait olduğu politik eko sistemden yalıtmış bir Ukrayna varlığının, bölge açısından hiçbir anlamı yoktur. Ama Tek alıcı ve tek işletici Avrupa sömürü siyaseti için Ukrayna’nın bir anlamı vardır. Kadife devrimler ile sözde Avrupa zenginliğine kavuşma hayalleri kuran Baltık Cumhuriyetlerinin, stratejik silahların gölgesinde Avrupa’nın garsoniyeri olma rolünden başka bir kazanımı olmuş mudur? Kırım yarımadasına bakıp Turan Türküleri söylemenin romantizmi, reel politik karşısında hangi ve nasıl bir kıymete haizdir?

Türkiye Karadeniz’e kıyısı bulunan müthiş jeopolitik kıymete haiz bir ülke. Zira devasa bir Rusya’nın soluk borusu olan boğazlara sahip. Bu durum hem bir fırsat hem de bir tehdit unsuru. Türkiye’nin Karadeniz’de varlığını sürdürebilmesi için bir ‘Yavuz ve Midilli’ provokasyonu yaşamaması gerekir. Yoksa düşürdüğü uçağın sevinci, boğazına bir dilim domates olarak dizilir.

Arif ARCAN
Yazar