Epstein ve İnsanın İçindeki Karanlık

**ŞEYTAN BAZEN BİR FİGÜR OLARAK GELİR:
Epstein ve İnsanın İçindeki Karanlık**
İnsan yeryüzüne melek olmak için değil; şeytana rağmen insan kalmak için gönderildi. Kur’an bize şeytanı masalsı bir varlık olarak değil, insanın zaaflarını bilen bir düşman olarak anlatır. Şeytan; kan, ateş ya da karanlık suretlerle değil, fırsatlarla, güçle, servetle ve arzularla gelir.
İşte tam bu noktada Jeffrey Epstein gibi figürler karşımıza çıkar. Epstein, şeytanın kullandığı aynalardan biridir. O ayna tutulduğunda, insanın içinde zaten var olan ihtiras, şehvet, tahakküm ve merhametsizlik görünür hale gelir.
Şeytanın Yöntemi Değişmez: Zorla Değil, Davetle
İslam ahlakı bize şunu öğretir:
Şeytanın insan üzerinde zorlayıcı bir gücü yoktur. O yalnızca fısıldar, süsler ve davet eder.
Epstein figürü tam da bunu yapmıştır:
Gücü olanlara dokunulmazlık hissi verdi,
Zayıf olanları “sessiz” hale getirdi,
Suçu “özel alan”, “özgürlük” ve “rıza” kavramlarıyla perdeledi.
Ve maalesef pek çok insan, bu daveti reddetmek yerine nefsinin arkasına saklanmayı tercih etti.
Burada acı olan şudur:
Şeytanın çağrısına icabet edenler, sıradan insanlar değil;
elitler, liderler, kanaat önderleri ve “örnek” kabul edilenlerdir.
Bu da bize şunu gösterir:
Ahlak, statüyle gelmez.
Güç, insanı arındırmaz; test eder.
Epstein Bir Sebep Değil, Bir Teşhirdir
Bir anne olarak bu noktada kalbim sızlıyor. Çünkü çocuklar, yetişkinlerin gizli günahlarının bedelini ödedi. Epstein’in çevresinde kurulan düzen, bize şunu gösterdi:
Çocuk, ne zaman ki Allah korkusu olmayan bir yetişkinin karşısında kalır, işte o zaman en savunmasız haline düşer.
İslam ahlakında çocuk emanettir.
Emanete ihanet ise yalnızca hukuki değil, imanî bir suçtur.
Epstein dosyası bize şunu da gösterdi:
Bazı insanlar, içlerindeki karanlığı yaşamak için yalnızca uygun ortamı bekler. Şeytan o ortamı hazırlar; insan ise adımı atar.
Modern Dünya Neden Bu Kadar Savunmasız?
Çünkü modern seküler ahlak, günah kavramını hayatın dışına itti. Günah yoksa, pişmanlık da yoktur. Pişmanlık yoksa, sınır da yoktur. Sınır yoksa, zulüm kaçınılmazdır.
Bugün “özgürlük” diye savunulan pek çok şey, aslında nefsin zincirlerinden kurtulması değil; zincirlerin görünmez hale gelmesidir.
Kadın bedeni pazarlanırken,
Çocuk mahremiyeti tartışma konusu yapılırken,
Aile “engel” gibi sunulurken;
şeytanın işi kolaylaşır.
İnsan Neden Eşref-i Mahlûkattır?
İnsan; arzu duyduğu halde durabildiği,
gücü varken zulmetmediği,
kimse görmezken de Allah’ın gördüğünü unutmadığı için eşref-i mahlûkattır.
Epstein vakası bize şunu sormaktadır:
“Gücün varken nefsine mi galip geleceksin, yoksa ona teslim mi olacaksın?”
Bu soru, bireysel olduğu kadar toplumsaldır.
Çözüm: Aynayı Kırmak Değil, Yüzleşmek
Şeytanı suçlayıp insanı temize çıkarmak kolaydır. Ama hakikat şudur:
Şeytan yalnızca çağırır. İnsan kabul eder.
Çözüm:
Ahlakı yeniden hayatın merkezine koymak,
Annelik rolünü küçümseyen dili terk etmek,
Çocuğu “birey” söylemiyle yalnızlaştırmak yerine emanet bilinciyle korumak,
Ve en önemlisi; Allah’ı hayattan çıkaran her sistemin sonunda insanı da kaybedeceğini kabul etmektir.
Bir sosyolog olarak söylüyorum:
Toplumlar yasayla değil, vicdanla ayakta kalır.
Bir anne olarak söylüyorum:
Vicdan yoksa çocuk güvende değildir.
Bir kadın olarak söylüyorum:
Eşref-i mahlûk olmak, arzularımızı yüceltmekle değil;
onları terbiye etmekle mümkündür.
Epstein gider, başka isimler gelir.
Şeytan yöntem değiştirir, ama hedef değişmez.
Mesele; insanın aynaya bakınca kimi gördüğüdür.
