NATO ANKARA ZİRVESİ VE “DUVARDAKİ SİLAH”
36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi 7-8 Temmuz tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirildi. Yüksek güvenlik önlemleri altında gerçekleşen zirvede ekranlara yansıdığı kadarıyla ciddi hiçbir aksaklık ve güvenlik sorunu yaşanmamasının Türkiye adına ciddi prestij kaynağı olduğunu söyleyebiliriz. Organizasyon boyutuyla zirve çok başarılı idi. Biz ise bu yazımızda zirveyi sonuç bildirisi üzerinden değerlendiremeye çalışacağız.
Zirve öncesi en çok konuşulan konulardan biri Nato 3.0 konsepti idi. NATO 3.0, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) çok kutuplu dünya düzenine, yapay zekaya ve siber tehditlere uyum sağlamak amacıyla savunma yükünü ve sorumlulukları ABD’den Avrupa ülkelerine kaydırdığı yeni stratejik dönüşüm döneminin sembolü olarak zikrediliyordu. Temmuz 2026’da gerçekleştirilen tarihi Ankara Zirvesi ile resmiyet kazanan bu kavram, Trump döneminde Avrupalı müttefikleri ile arasına mesafe koyma ve yükümlülük paylaşımı politikası sonucu, Avrupa müttefiklerinin kendi konvansiyonel savunma sorumluluklarını üstlenmesini içerir.
Tarihsel Süreç:
NATO’nun tarihsel evrimi üç ana döneme ayrılmaktadır:
-NATO 1.0 (1. Dönem): Soğuk Savaş dönemi (1949-1991) boyunca Sovyet tehdidine karşı konvansiyonel caydırıcılık odaklı, ABD nükleer şemsiyesi altındaki klasik savunma ittifakıdır.
-NATO 2.0 (2. Dönem): 1989 Berlin Duvarı’nın yıkılmasından 2022’ye kadar uzanan süreçtir. Doğu Avrupa’ya doğru genişleme, Balkanlar’dan Afganistan’a kriz yönetimi ve terörle mücadele operasyonları ile karakterize edilmiştir.
-NATO 3.0 (3. Dönem): 2022 Rusya-Ukrayna savaşıyla tetiklenen ve günümüzde şekillenen modern aşamadır. Küresel tehditler, hibrit savaşlar ve Avrupalı müttefiklerin bütçe başta olmak üzere İttifak yapısı içinde daha fazla sorumluluk almasını ifade eder.
NATO 3.0’ın Temel Özellikleri
Yeni doktrinin getirdiği en belirgin dönüşümler şunlardır:
-Yük Paylaşımı ve Bütçe: Haziran 2025 Lahey Zirvesi‘nde alınan kararlar uyarınca, üye ülkeler GSYH’lerinin %5’ini kendi ülkelerinin savunma ve bağlantılı güvenlik harcamalarına ayırmayı taahhüt etmiştir.
-Ortaklık Modelinin Değişmesi: ABD ile Avrupa arasındaki ilişki askeri bir bağımlılıktan ziyade, Avrupa’nın kendi göbeğini kestiği eşit bir ortaklığa evrilmektedir.
-Yeni Nesil Teknolojiler: İHA/SİHA teknolojileri, siber güvenlik, yapay zeka entegrasyonu ve kritik altyapıların korunması öncelikli askeri planlamalar arasına girmiştir.
-Türkiye’nin Rolü: Türkiye, NATO 3.0 mimarisinde sadece bir güney kanat karakolu olmaktan çıkarak; hem Karadeniz hem Orta Doğu havzasında askeri lojistik ve savunma sanayii üretim merkezi konumuna yükselmektedir.
Zirve Bildirisine Yansıyan Sonuçlar:
7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleşen tarihi NATO Ankara Zirvesi Sonuç Bildirisi, ittifakın savunma odağını Avrupa müttefiklerine kaydırdığı ve yüksek teknolojiye odaklandığı NATO 3.0 konseptinin doğrudan hukuki ve askeri temelini oluşturan şu kritik maddeleri içermektedir:
1.Dayanışma ve Kollektif Güvenlik:
-Madde-1: Üye ülkelerin Nato Anlaşması’nın 5. Maddesinde belirtilen kollektif güvenlik taahhüdüne bağlı olduğu ifade ediliyor.
- Savunma Harcamalarında Artış ve Lahey Taahhüdü
–Madde-2: Lahey Savunma Taahhüdü kapsamında savunma yatırımlarının 2025’te 139 milyar doları aşmış olduğu ifade ediliyor.
- Ortak Üretim ve Savunma Ticareti Engellerinin Kaldırılması
-Madde-2: Zirvede 50 milyar doları aşan yeni tedarik anlaşmalarının imzalandığı ve müttefikler arası ticaret engellerinin kaldırılması gerektiği ifade ediliyor.
- Yapay Zeka ve “Savaş Bulutu” Entegrasyonu
-Madde-3: Birbiriyle uyumlu çalışabilen transatlantik muharebe bulutu ve yapay zeka modellerinin benimseneceği ifade ediliyor.
- “Daha Güçlü Bir NATO İçinde Daha Güçlü Bir Avrupa” (Sorumluluk Paylaşımı)
–Madde-3:Avrupalı müttefikler ve Kanada’nın ABD ile birlikte savunmada daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiği ifade ediliyor.
- Ukrayna Desteğinin Finansal Sorumluluğunun Değişmesi
-Madde-4: Ukrayna’ya yönelik güvenlik yardımının çoğunun Avrupalı müttefikler ve Kanada tarafından finanse edilmesi gerektiği ifade ediliyor.
İşte Nato ve Türkiye için beklenmedik ve istenmeyen sonuçlar doğurabilecek madde de bu aslında Nasıl mı?
Duvardaki Silah:
Rus Yazar Anton Çehov’a atfedilen ve uluslararası ilişkiler literatüründe sıkça kullanılan bir söz vardır; “Eğer tiyatroda İlk sahnede duvarda bir tüfek asılı ise, sonraki sahnelerde o silah mutlaka patlamalıdır”. Çehov bu ifadeyi, genç yazarlara ve oyun yazarlarına tavsiyeler verdiği kişisel mektuplarında ve anı yazılarında bir edebiyat/tiyatro ilkesi olarak dile getirmiştir:
Çehov, oyun yazarı arkadaşı Aleksandr Lazarev’e yazdığı 1 Kasım 1889 tarihli mektupta bu kuralı ilk kez şu şekilde ifade eder: “Eğer ateşlenmeyecekse sahneye asla dolu bir tüfek koymamalısınız. Tutamayacağınız sözler vermek yanlıştır.” Çehov’un ölümünden sonra arkadaşlarının (S. Shchukin ve Gurlyand) yayınladığı anılarda bu söz, bugünkü bildiğimiz “Eğer tiyatroda İlk sahnede duvarda bir tüfek asılı ise, sonraki sahnelerde o silah mutlaka patlamalıdır” formuna kavuşmuştur.
Bize göre Zirve Bildirisi’nde duvarda böyle bir silah asılıdır. Bildirinin 1. maddesinde, üye ülkelerin NATO’nun kolektif savunma maddesi olan 5. maddeye ve transatlantik bağa yönelik “sarsılmaz bağlılıklarını” teyit etmek üzere Ankara’da bir araya geldiğine dikkati çekilirken, “Bir müttefike yönelik saldırı, tüm müttefiklere yönelik saldırıdır. Birliğimiz, dayanışmamız ve kolektif gücümüz, özgür ve demokratik uluslardan oluşan İttifak’ımızdaki 1 milyar vatandaş için barış, güvenlik ve refahın temeli olmaya devam etmektedir. Caydırıcılık ve savunmaya yönelik 360 derece yaklaşımımıza bağlılığımızı sürdürüyoruz.” ifadeleri kullanıldı. Buna benzer bir ifade her Nato Zirve bildirisinin ilk maddesi olarak yer alır. Buraya kadar sorun yok.
Bildirinin 4. Maddesinde ise, Ukrayna’nın Nato’nun güvenliğine katkı sağladığı ve İttifak’ın “Ukrayna’nın özgürlüğünü, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunması konusunda ona verdiğimiz sarsılmaz destek konusunda birleşmiş durumdadır. Avrupa’daki Müttefikler ve Kanada, Ukrayna’ya sağlanan güvenlik yardımının büyük çoğunluğunu artık ikili ve çok taraflı yollarla finanse etmektedir.” Dendikten sonra 2026 yılında Ukrayna’ya toplamda 70 milyar Avro askeri yardım yapıldığı, bu yardımın 2027 yılında da devam edeceği ifade edilmektedir.
Bize göre bildirinin 1. Ve 4. Maddeleri bir araya geldiğinde “duvardaki silahı” oluşturmaktadırlar. Neden mi?
Son haftalarda Ukrayna Rusya’daki enerji hedeflerine çok etkili dron ve füze saldırıları yapıyor. Vurulan ve üretim dışı kalan petrol tesisleri, askeri tesisler ve ikmal hatları Rusya’yı zora sokmuş durumda. Kimi günlerde günde 600 kadar dron Ukrayna’dan Rusya’ya gönderiliyor. Bu dronların bir kısmı Ukrayna’da üretilese bile, ana destekçi İngiltere. İngiltere Savunma Bakanı Dan Jarvis, 18 Haziran 2026’da yaptığı bir açıklamada ülkesinin 2026 sonuna kadar Ukrayna’ya 150 bin dron sağlayacağını duyurdu. Tedariğin, dondurulmuş Rus varlıklarıyla finanse edilen 3 milyar dolarlık kredi kapsamında gerçekleşeceğini de haberde belirtiliyor.
Polonya gibi Ukrayna’ya komşu ülkelerde üretim ve taşıma koridoru olarak görev yapıyor.
Rusya eğer kendisine ciddi zararlar veren bu dron sevkiyatını daha Polonya topraklarında durduracak bir saldırı düzenlerse veya Polonya’daki bir tesisi dron ürettiği veya depolandığı için saldırırsa, 5. Madde burada devreye girebilir. İşte o zaman Avrupa ülkeleri ile beraber Türkiye’nin de Rusya karşıtı bir saldırıya katılması kaçınılmaz olur.
3 Temmuz’da ajanslara düşen bir haber bu endişemizi destekler mahiyette idi. İngiliz Telegraph gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’nın NATO’yu test etmek için Polonya’da füze, dron veya “GPS arızası” süslü askeri sızma operasyonları planladığını Varşova’ya bildirmiş. Polonya istihbarat kaynakları ve sınır güvenliği birimleri, Rus veya Belarus askerlerinin katılımıyla gerçekleşebilecek silahlı bir sınır ihlali senaryosunu ciddi bir şekilde masaya yatırmış. Polonya Savunma Bakanlığı yetkilileri ise, Rusya’nın bu tehlikeli planlarına karşı Moskova’yı yıkıcı bir NATO yanıtı konusunda uyaracak askeri tatbikatları çoktan gerçekleştirdiklerini açıklamış. Telegraph’ın haberine göre Kremlin’e karşı Batı’nın olası hedefleri arasında Kaliningrad ve St. Petersburg yer alıyor.[1]
Rusya’nın böyle bir planı var mı, yoksa kimi güçler Avrupa ülkelerini Rusya korkusunu büyüterek Nato etrafında odaklamak için mi bu tür haberleri üretiyor, bilemiyoruz. Ancak, bir şey konuşulmaya başlanmışsa, olma ihtimali de yükseliyor demektir.
Uluslararası ilişkilerde bazan herkesin parmağıyla işaret ettiği yere değil de, başka noktalara bakmak gerekir. Nato Zirvesi sonrası Caatsa yaptırımlarının kaldırılması, F-110 motorları gibi konular medyada yoğun tartışılmaya devam ediyor. Oysa bizce bakmamız gereken bir başka nokta daha var. Türkiye ve Rusya’nın inşa etmek için uzun yıllar harcadıkları mevcut ilişki seviyesinin Brüksel’in koridorlarında rahatsızlık uyandırdığı uzun zamandır biliniyor. Rusya’nın Polonya’ya saldırmak zorunda bırakılması veya bir sahte bayrak operasyonu ile saldırmış gibi gösterilmesi riski gözden uzak tutulmamalıdır. Böyle bir saldırı sonrası Nato-Rusya çatışması hem bazı Avrupalı güçlerin Ukrayna’ya yönelik hedeflerini daha rahat gerçekleştirmelerini sağlarken, Türkiye’nin, Nato’nun 5. Maddesi gereği Rusya’ya saldırmaya veya saldırmasa bile Montrö’ye aykırı olarak Nato güçlerine Boğazları kullandırmaya zorlanması Türk-Rus ilişkilerini istenmeyen noktalara taşıyabilir. İşte tam da böyle bir senaryo içinde Beykoz’da yeni kurulan Nato Deniz Unsur Komutanlığı çok anlamlı hale gelmektedir. Karadeniz’e yönelik oluşturulan bu Komutanlığın bir Rusya-Nato savaşında ne kadar fonksiyonel olabileceği aşikardır. Tarihinde Goben ve Breslav tecrübesi olan bir milletin bazı konularda daha dikkatli olması gerek.
Umarız, Zirve bildirisinin 4. Maddesi ile duvara asılmış olan silah, ileriki sahnelerde patlamaz.
[1] https://www.telegraph.co.uk/world-news/2026/07/03/russia-planning-attack-on-poland-test-nato-resolve-us-warns/

