Epstein Vakası: Modern Cahiliyetin Anatomisi

Kur’an-ı Kerim “cahiliye” kavramı ile belirli bir tarihi dönemi anlatmak için değil, belirli bir zihniyet tipini ifade etmek için anlatır. Bu zihniyetin temel özelliği, insan değerinin güç, çıkar ve statüye göre belirlenmesidir. Nahl suresinde kız çocuğu doğduğunda babanın yüzünün “kapkara kesilmesi” (Nahl, 58–59), bireysel bir duygudan öte, toplumsal bir değer yargısını yansıtır. Kız çocuğu oluşan ekonomik ve kültürel normların gölgesinde adeta sosyal yük olarak görülmüş; bu da, onu değersizleştiren bir kültürel norm üretmiştir. Tekvîr suresindeki “Diri diri gömülen kıza hangi suçtan dolayı öldürüldüğü sorulduğunda…” (Tekvîr, 8–9) ayeti ise, bu normun ahlâkî sorgusudur. Burada sorgulanan yalnızca fiil değil, fiili mümkün kılan zihniyettir. Kur’an’ın diri diri toprağa gömülen masumlara yönelttiği bu soru, aslında ortada hiçbir suç olmadığını da ilan eder. Böylece “fail nizamın” üretebileceği tüm gerekçeler geçersiz kılınır. Mesele bireysel bir cinayet olmaktan çıkar. İnsan hayatını değersizleştiren “sistemsel zihniyet” yargılanır. Bu yargılama usulü sayesinde güç dengeleri tersine dönüverir. Dünyada zulme uğrayan masumlar, ilahî adalet önünde merkeze alınır. Böylece medeniyete götürecek ölçünün güçlünün değil, korunmaya muhtaç olanlar üzerinden belirlenebileceği telkin edilir.
Cahiliye toplumunda kız çocuklarının istismarı ve öldürülmesi münferit sapmalar değil, belirli ölçüde normalleşmiş uygulamalardı. Bu zihniyete “cahiliye” denmesinin nedeni de uygulamaların normal görülmesindendir. Bu normalleşme, toplum tabanının yüklü borçlandırılması sonucu ekonomik bağımlılığı, çevresel itibar endişesi ve güç merkezli değer kompleksiyle destekleniyordu.
Kur’an-ı Kerim’in “Geçim korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin” (İsrâ, 31) uyarısı, ekonomik gerekçelerin insan hayatı üzerinde belirleyici olamayacağını açık biçimde ortaya koyar. Aynı şekilde “İnsanların mallarını haksız yere yemeyin” (Bakara, 188) ayeti, sömürünün sadece ekonomik değil, ahlâkî bir sorun olduğunu belirtir. Böylece yüce dinimiz İslamiyet’in, hangi dönem hangi yüzyıl olursa olsun insanı araçsallaştıran tüm düzenleri reddettiğini anlarız.
Cahiliye’de olduğu gibi, modern dönemde de çocuk istismarı vakaları farklı bağlamlarda ortaya çıkmaktadır. Yine sapkın bir organizasyon olan Jeffrey Epstein olayı, bu açıdan benzer bir örnektir. Söz konusu vakada dikkat çekici olan yalnızca suçun niteliği değil, uzun süre görünür ve hesap verilebilir bir şekilde engellenememiş olmasıdır. Bu durum, bireysel suçun ötesinde, belirli çevrelerde oluşan sessizlik ve koruma ağlarını da gündeme getirmelidir. Suçun “kötü yönlü güçlü aktörlerle” temas ettiği bir kurguda, kamusal tepkinin zayıflaması veya gecikmesi, bir tür normalleşme gafletini de beraberinde taşımıştır.
Bu noktada cahiliye ile günümüz (modern cahiliye) arasında doğrudan bir tarihsel eşitleme yapmak yerine, zihniyet benzerliği üzerinde durmak daha sağlıklıdır. Her iki durumda da ortak unsur, insanın —özellikle korunmaya muhtaç çocukların— değerinin kötücül güç ilişkileri içinde hiçe sayılmasıdır. Cahiliye döneminde kız çocuğunun değersiz görülmesi nasıl kültürel bir kabule dayanıyorsa, modern toplumlarda istismarın magazinleşmesi, sıradanlaşması veya sözde güçlü ve sapkın seçkinler lehine yumuşatılması da benzer bir duyarsızlığı peydahlamıştır.
Kur’an-ı Kerim’in “Zulme meyletmeyin” (Hûd, 113) ikazı, sadece doğrudan fail olmayı değil, zulme karşı kayıtsız kalmamayı da işaret eder. Bu bağlamda ahlâkî sorumluluk bireysel olduğu kadar toplumsaldır. İslam’ın medeniyet tasavvurunda insan değeri için mutlak statü değil, yaratılmış olmak yeterlidir. “Biz Âdemoğlunu üstün kıldık” (İsrâ, 70) ayeti kerimesi tek başına, çocukların ve zayıfların korunmasını temel bir medeniyet ölçütü hâline getirir.
Nihayet, cahiliye dönemindeki tüm masumlara yönelik istismar ve değersizleştirme nasıl bir zihniyet sorunuysa, günümüzde de çocuk istismarının görünmezleşmesi veya normalleştirilmesi de aynı zihniyetin kökünden beslenir. Sorun, yalnızca suçun varlığı değil; suç karşısındaki toplumsal refleksin kayıp niteliğidir.
Geçmişte olduğu gibi bugün de Kur’an-ı Kerim’in işaret ettiği sistemik sorunlar geçerliliğini koruyor. İnsanlığı ve dünya nizamını kalibre etmesi beklenen insan kendi onur ve bedensel güvenliğini, dokunulmaz kılan bir düzeni inşaa etmeli, belli güçler karşısında koruyabilmelidir.
Buna muvaffak olamazsa, zihinsel düzlemde cahiliyenin hal-i pür-melali devam edecektir.

