Olası ABD – İran Savaşında Göç Riskine Karşı Türkiye’nin Stratejik Savunma Doktrini Ne Olmalı?

Bölgesel jeopolitik gerilimlerin zirveye çıktığı bu dönemde, olası bir ABD-İran çatışması senaryosunda İran’da bulunan milyonlarca Afgan ve Pakistan’lının Türkiye’nin doğu sınırına doğru harekete geçme riski, ülkemizin demografik, ekonomik ve güvenlik dengesini doğrudan tehdit ediyor. Mevcut Suriyeli yüküne yeni bir dalga eklenirse, ne sosyal uyum ne de devlet kapasitesi bu baskıyı kaldıramaz. Bu yüzden mesele “gelirse ne yaparız” değil, “gelmeden durdururuz” perspektifidir. Türkiye, 2015-2016 ve 2021 tecrübelerinden çıkardığı derslerle artık proaktif, çok katmanlı ve sıfır toleranslı bir göç savunma planı uygulamak zorundadır.
- Sınırın Demir Yumrukla Tahkimi
Doğu sınırındaki 560 kilometrelik fiziki duvar, hendek, akıllı tel örgü ve termal-optik kule sistemlerinin eksiksiz tamamlanması ilk adımdır. İHA/SİHA filolarının 7/24 yapay zekâ destekli devriyesiyle “sıfır geçiş” doktrini uygulanmalıdır. Sınır birliklerine özel operasyon yetkisi ve anlık takviye mekanizması devreye sokulmalıdır. Hiçbir göçmen grubu, fiziki ve teknolojik bariyeri aşamayacağını peşinen bilmelidir.
- Yerinde Yardım ve Tampon Bölge Operasyonu
Göç dalgasını Türkiye sınırına dayandırmadan durdurmak esastır. İran toprakları içinde veya hemen ötesinde insani yardım noktaları (gıda, çadır, tıbbi destek) kurulmalı, göç rotası sahada değiştirilmelidir. Otorite boşluğu oluşması halinde 5-30 km derinliğinde kontrollü bir güvenlik koridoru (tampon bölge) devreye alınmalıdır. Bu, işgal değil, göçü kaynakta kesme operasyonudur; hem insani hem stratejik zorunluluktur.
- Uluslararası Yük Paylaşımı ve Diplomatik Baskı
Bu risk sadece Türkiye’nin sorunu değildir; Avrupa’nın da güvenlik meselesidir. AB ve BM nezdinde “bekleme ülkesi olmayacağız” mesajı net verilmeli, ön finansman ve lojistik destek şimdiden talep edilmelidir. Pakistan ve Afganistan’la hızlı geri kabul anlaşmaları güncellenmeli, ekonomik teşvik paketleriyle (enerji, ticaret, tarım yardımı) kendi vatandaşlarını İran’da tutmaları veya hızla geri almaları sağlanmalıdır. Pakistan-Suudi-Türkiye savunma iş birliğine “göç kalkanı” maddesi eklenmeli, Rusya ve Çin’le ECO/OIC üzerinden koordinasyon kurulmalıdır.
- Caydırıcılık ve İç Denetim
Göçmenlerin yoğun kullandığı WhatsApp, Telegram ve TikTok ağlarında Türkçe, Farsça, Peştuca ve Urduca “Türkiye açık kapı değildir” mesajı güçlü şekilde yayılmalıdır. İçeride kaçak istihdam ve kayıt dışı yerleşime sıfır tolerans uygulanmalı, dijital denetim sistemiyle Türkiye “hedef ülke” olmaktan çıkarılmalıdır. Mevcut kayıtlar hızla taranmalı, gönüllü dönüş teşvikleri artırılmalıdır.
- İstihbarat ve Erken Uyarı Sistemi
MİT, Jandarma ve Sahil Güvenlik’in ortak “göç rota izleme” platformu kurulmalı. İran-Pakistan sınırındaki hareketlilik anlık takip edilmeli, yığılma başlamadan stratejik noktalara askeri ve polis takviyesi yapılmalıdır. Erken uyarı = erken zaferdir.
- Lojistik ve Acil Durum Altyapısı
Van, Ağrı, Iğdır’da önceden belirlenmiş kontrollü kabul kampları (biyometrik kayıt, sağlık taraması) hazır tutulmalı. En az 3 aylık gıda, çadır ve tıbbi stoklar oluşturulmalı. Sınır illerinde “Göç Kriz Masası” 7/24 aktif hale getirilmelidir.
- Hukuki ve Kamuoyu Hazırlığı
Olağanüstü hal yetkileriyle göç mevzuatı güçlendirilmeli. İç kamuoyuna şeffaf ve kararlı iletişim yapılmalı: “Yeni bir yük kabul edilmeyecek, mevcutlar yönetilecek.” Sosyal uyum programları paralel yürütülerek toplumsal huzur korunmalıdır.
Sonuç
Artık Bekleme Değil, Belirleme Zamanı
Bu stratejiyi bir “Ulusal Göç Savunma Planı” haline getirip Milli Güvenlik Kurulu’nda onaylamak ve derhal uygulamaya koymak, Türkiye’nin geleceğini kurtaracak tek yoldur. Çünkü demografik yapımızı korumak, sadece bir güvenlik meselesi değil; varoluş meselesidir. Yeni bir mülteci dalgası ekonomimizi sarsar, sosyal dokumuzu gerer, güvenlik risklerini katlar. Ama yukarıdaki adımlar kararlılıkla uygulanırsa, kriz kapıya dayanmadan bertaraf edilir.
Türkiye, 2015’te olduğu gibi “açık kapı” tuzağına düşmeyecek kadar tecrübelidir. Bölgesel bir güç olarak elimizi güçlendirecek, komşularımıza ve uluslararası camiaya “göçü kaynakta durdurma” doktrinimizi gösterecektir. En iyi savunma, proaktif ve tavizsiz savunma değildir; tek savunma budur.
Şimdi harekete geçme vakti. Zira yarın çok geç olabilir.

