Tarih Kapıları Kapatır, Coğrafya Açar
Tarih, zaman zaman coğrafyayı yeniden yazar. Ama coğrafya hiçbir zaman tam anlamıyla sessiz kalmaz. Bekler, sabırla bekler…
Hürmüz Boğazı’nda her yeni gerilim dalgasının yükseldiği günlerde, Türkiye’nin doğu sınırındaki o tozlu kapının önce pasaport sistemleriyle, ardından altyapı ekipmanlarıyla canlanmaya başladığını duyunca aklıma ilk gelen bu oldu. Alican Sınır Kapısı, otuz iki yıldır kapalıydı. Şimdi yeniden açılıyor. Ve bu, tesadüf değil!
Meseleyi yalnızca bir sınır kapısının yeniden açılması olarak değerlendirmek büyük bir yanılgı olur. Gerçekte olan şey, Soğuk Savaş’ın ardından donup kalan bir bölgesel anatominin çözülmeye başlamasıdır. Ermeni-Azerbaycan hattı, Sovyetlerin çöküşüyle birlikte milyonlarca insanın kaderini şekillendiren bir çatışma cephesine dönüşmüş; bu cephe, Türkiye’nin doğu kapısını da işlevsiz bırakmıştı. Geçen ağustosta Washington’da imzalanan ve Trump’ın arabuluculuğuyla hayata geçen barış deklarasyonu, tam da bu dondurulmuş tabloya çatlak düşürdü. TRIPP — Trump’ın adını da taşıyan Uluslararası Barış ve Refah Rotası — yalnızca bir altyapı projesi değil; yeniden şekillenen jeopolitik çıkarların somutlaşmış halidir.
Bu rotanın güzergahına bakıldığında Türkiye’nin stratejik kazanımının boyutu daha net görünür. Proje, Azerbaycan’ın ana topraklarını Ermenistan üzerinden Nahçıvan’a, Nahçıvan’dan da Türkiye’ye bağlamayı öngörüyor. Yani Türkiye, bu koridor aracılığıyla Hazar Denizi’ne ikinci bir kara bağlantısını kazanıyor; üstelik bu bağlantı, bugüne kadar kullanmak zorunda kalınan İran güzergahını ve Gürcistan’daki dar boğazı devre dışı bırakıyor. Asya’dan Avrupa’ya uzanan deniz taşımacılığı Hürmüz krizleriyle her sarsıldığında, bu kara koridorunun değeri katlarca artıyor. Kırk günlük deniz yolunun on iki ile on beş güne inmesi, yalnızca bir zaman tasarrufu değil; tüm lojistik maliyet yapısını yeniden kuran bir dönüşümdür.
Orta Koridor fikri, Türkiye’nin yıllardır savunduğu ama bir türlü tam gaz hayata geçiremediği bir vizyon olarak gündemdeydi. Avrupa, Kafkasya, Orta Asya üçgeninde Rusya’yı ve İran’ı devre dışı bırakan bu güzergah, hem Ankara hem de Batı dünyası için jeopolitik olarak çekici; ama altyapı eksiklikleri, siyasi kilitlenmeler ve bölgesel kıskançlıklar yüzünden hep yarı yolda kalmıştı. TRIPP’in devreye girmesi, bu vizyonun en kritik halkasını yerine oturtma fırsatını sunuyor. Türkiye artık Avrupa-Asya ekseninde salt bir geçiş ülkesi değil, güzergahı yöneten, altyapısına yatırım yapan ve ticaret akışından düzenli gelir elde eden bir transit merkez konumuna yükseliyor.
Elbette bu tablonun gölgeleri de var. Projenin Amerikan şirketlerine kırk dokuz yıllık, ardından doksan dokuz yıla uzatılabilir işletme hakkı tanıması, Ankara’nın ne kadar özerk kalabileceği sorusunu da beraberinde getiriyor. Rusya, yıllardır Güney Kafkasya’yı kendi arka bahçesi olarak gördü; Moskova’nın bu gelişmeye uzaktan seyirci kalacağını düşünmek saflık olur. Öte yandan Türkiye-Ermenistan ilişkileri hâlâ kırılgan zemine dayanıyor; tarihin yükü, diplomatik ilerlemeyi kolaylaştırdığı kadar sekteye de uğratabiliyor. Uzmanlar haklı olarak projenin başarısının yalnızca altyapıya değil, siyasi dengelerin korunmasına da bağlı olduğunu vurguluyor. Sınır kapısı açılabilir; ama kalıcı bir ticaret akışı için önce karşılıklı güvenin altyapısı kurulmalıdır.
Yine de bu rüzgarın arkasında güçlü bir gerçeklik var. Küresel tedarik zincirlerinin kırılganlığı artık herkes tarafından görünür hale geldi. Süveyş’ten geçen her yük gemisi, Hürmüz’den geçen her tanker, şu ya da bu jeopolitik fırtınada risk taşıdığını hatırlatıyor. Bu ortamda güvenilir, denetlenebilir ve rekabetçi bir kara koridoru sunan bir ülkenin masada bulunma gücü olağanüstü yükseliyor. Türk inşaat şirketleri, mühendislik kapasitesi ve bölgesel bilgi birikimi sayesinde bu projede hem yapıcı hem de işletici konumuna girebilir; ki bu, anlık bir ihracat gelirinin çok ötesinde uzun vadeli bir ekonomik etki demektir.
Tarihin ironisi şu: Hürmüz Boğazı’ndaki kriz ne denli derinleşirse, Alican Kapısı’ndaki fırsatın değeri o denli artıyor. Bir çıkış kapısı kapandıkça, başka bir kapının önündeki kalabalık büyüyor. Türkiye, on yıllar boyunca coğrafyasının verdiği avantajı tam olarak kullanamadığı için zaman zaman eleştirildi. Bu kez, elindeki kozları doğru oynaması halinde, sadece bölgesel değil küresel ticaretin kalbinde yer alabilir. Ama bunun için gerekli olan şey, güvenilirlik, tutarlılık ve stratejik sabırdır.
Kapıyı açmak kolaydır. Asıl mesele, o kapıdan geçenlerin güvende hissetmesini sağlamaktır.


