Halkın Kendi Gücünü Keşfetmesi…

 

Halk, kendisi adına iktidar devşirilen ve siyaset yapılan ama asla kendisine danışılmayan bir kuvvettir. Asker olur, memur olur, işçi olur, köylü olur, yardım eder, toplanır ve ne söylenirse yapan bir kuvvet, ama hep kendi adına olmakla birlikte halk hep bir çaresiz ve kimsesiz kalmaktan da kurtulamaz!

Bunun nedenleri üzerine düşünmek elzemdir.

Halk, kendi gücünün farkına varamamaktadır. Gücü tanımlarken halk hep devre dışı tutulduğu için kendi gücünün varlığının idraki oluşmamaktadır. Bu yüzden sanki hep güçlü başkaları ve o hep güçlü kişilere boyun eğerek varlık kazanır. Hâlbuki halkı devre dışı tuttuğunuz andan itibaren ülke harap olur, ordular yenilgiye uğrar ve siyasetçiler avare kişilere dönüşür. Bu temel gerçeği dikkate alarak yeniden güç tanımını yapmakta yarar var.

Halk dediğimiz kimdir?

Bir ülkenin milletini oluşturan temeldir. Siyasetini belirleyen etkendir. Askeri varlığını güçlendiren ve ölüme şehadet şerbeti diye koşarak gidendir. Kendi çocuklarını devletin ve ülkenin menfaati için başka ülkelere göndererek eğitimini yapıp ülkesine güç katsın diyendir. Gece gündüz demeden üreterek ve tüketerek ülkenin bekasını sağlama konusunda geri adım atmayandır.

Halkın millete dönüşebilmesi için ‘Dava’ insanlarına ve muallimlerine ihtiyaç vardır. Çünkü halkın millete dönüşmesi bir ‘iman’ meselesidir. İbrahim Milleti derken kastedilen şeyin kendisidir. İman, halkı millete dönüştürür. Millet haline dönüşmüş halk ise, hem iktidarını ve devletini adalet ve hak üzere duruşunu sağlama konusunda duyarlılık gösterir. Bu durum, millet ve devlet arasındaki korelâsyonu /ilgileşimi sağlayacağı gibi gelecek nesillere de doğru ve sahici bir davranış modeli bırakmış olur.

Bu durumu sağlama yolunda ise entelektüel bir havzaya olan ihtiyaç izaha muhtaç değildir. Eğitim, eğitimin inşa ettiği düşünce ve bilgi ve bu düşünce ve bilgi üzerine inşa edilmiş tefekkür yeni bir kültürün izlerini açığa çıkartır. İşte bu yeni kültür yeni bir karakter ve şahsiyet inşa ederek halkın kendi gücünü fark etmesini sağlama konusunda eğitici bir model üretir.

Halkın bu sürece katılabilmesi için gereken temel şey ise bir farkındalıktır.

Yani gücünün farkındalığını ve olup bitenin gerçekleşmesi için kendi gücüne olan ihtiyacı fark etmesi ve bunun üzerine düşünebilmeye başlayabilmesidir. Bu noktada asıl sorumluluk, entelektüel ve âlim insanlara, aydın ve gazeteci yazar ve çizerlere düşmektedir. Kendi gücünün farkındalığına sahip olmayan insanların kendi gücünü fark etmesi ve buna inanması için el birliği ile çalışılması elzemdir. O zaman adalet, liyakat, ehliyet ve sorumluluk gibi temel yapılar doğru zeminlerde işlevselliğe kavuşur ve milletin kurtuluşu için temel bir zemin sunar. Bu zemin aynı zamanda ümmetin kurtuluşu içinde temel bir yapıdır.

Anladığımız kadarıyla, bugünkü sistemden kimse memnun değildir. Kime sorsan, kim ağzını açsa şikâyetlerini ve memnuniyetsizliğini ifade etmekten kaçınmıyor. İktidardan nemalananlarında benzer şikâyetlere sahip olduğunu gözlemlemek mümkündür. Mesele, halkın kendi gücünü fark etmesi, güçlü gibi görünenlerin ise halkın gücünü kullanarak bu güce eriştiğini anlamalarını sağlamaktır.

Meseleye tekrar baştan bakalım, bir halk çürürse, o halkın sahibi olduğu güç çürür. O halkın sahip olduğu kültür ve inanç çürür. O halkın sahip olduğu adalet duygusu yiter. O halkın sahip olduğu adab anane ve edep çürür. İşte bu çürümüşlüğü doğru okumadan çözüme odaklanmak bir şey ifade etmemektedir. Peygamber (sav)in ifade ettiği gibi; ‘nasılsanız, öyle yönetilirsiniz’. Bu temel ilkeyi doğru anlamak ve ona göre hareket etmek kaçınılmaz olmalıdır.

Halk, kendisi uyanmazsa, âlimleri ve entelektüelleri de uyanmaz! Tek boyutlu bir uyanış yoktur. Tarih boyunca, halkın içinden birileri bu uyanışı tetiklemiş ve böylece önce halkın kendisi uyanmış, sonra bu uyanışı hayata geçirecek bilgi, ilim ve düşünce inşa edilmiştir. Halkın beslemediği, desteklemediği ve üzerine titremediği herhangi bir şeyin hayat bulması zor olmaktadır. Halk, âlimi, entelektüeli, aydını, gazetecisi ve siyasetçisi ile bürokratı ve memuru ile çalışanı ve köylüsü ile bir bütün olarak varlık sahasında var olmaktadır. O yüzden halkı sadece resmiyetin dışında gören ve onu etkisiz eleman mesabesine taşıyan bakışın kötülüğünü bugün rahatlıkla gözlemlemekteyiz. Kötülüğün temel nedenlerinden biri de bu durumun kendisidir. Kötülüğün sürdürülmesinin sebebi de bu durumun kendisidir. Bunun farkına vararak, topyekûn halkın uyanışını ve farkındalığını harekete geçirmek elzem olmuştur.

Korkmadan, usanmadan, gevşemeden harekete geçerek halkın uyanışına katkı sunmalı ve onun kendi gücünün farkındalığına sahip olmasını sağlayarak onu kendi vicdanına yöneltmeli, o vicdan üzerinden harekete geçerek kötülüğe karşı kendi kararlığını sağlama konusunda cesaret kazanmasını sağlamak asli bir vazifedir düşünen, yazan ve konuşan her insanın…

Hatta iktidarın da halkın uyanışını sağlayarak kendi gücünü ona katlamak için birçok sebep bulunmaktadır. Bugün mevcut iktidarın halkın vicdanını ve inanç değerlerini sahip çıkma arzusu bilinmektedir. Her gün buna dair açıklamalar dinlemekteyiz. O zaman yapması gereken ilk şeyin; halkın uyanışını sağlayacak bir stratejik hamleler dizini başlatması ve buna ehil insanları harekete geçirmesi kendi sorumluluğunun uhdesindedir.

Televizyon ekranlarında, sosyal medya mecralarında, salonlarda konuşanlarda da benzer bir sorumluluk olması tarihsel bir şarttır. Bu şarttan kaçınmak, kötülüğe ortak olmak anlamını taşıyacaktır. İnsan ya iyi veya kötü olacaktır. Üçüncü bir şık yoktur. Bu yüzden her insan ve halkın her ferdi, kendi konumunu yeniden düşünmeli ve belirlemelidir: ben iyilerden yana mıyım, kötülerden yana mıyım? Bu soruya verilecek cevap vicdanların durduğu yeri belirleyecektir.

Güç, kötülüğe zemin oluşturmak için kullanıldığı zaman zalimlik ve zulüm açığa çıkar. Zulmün devamına neden olur ve kötülüğün zemin bulmasını sağlar ki sonu hüsran ile bitecektir. Güç, iyilik için bir zemin oluşturmaya matuf kullanıldığı zaman ise iyilik açığa çıkar. İyilik demek, güzellik, doğruluk, adalet, hakkaniyet, yardımseverlik, paylaşım ve hukukun zemini demektir. O yüzden nereye yöneldiğiniz, Kurani bir sorudur. Bu soruya verilecek cevap kişinin nerede durduğunu gösterir.

Yaşadığımız dünya seküler bir dünya ve bu dünyada her zaman bir zulmü yaşarken bulduk kendimizi… Bu zulmün, felsefesi ile düşüncesi ile kültürü ile ve iktidar alanları ile birlikte var olduğunu bilmekte yarar var. O yüzden önce bu zulmün arenasından çıkmak şarttır. Buna cesaret etmek halka dönüşün temel etkeni olacaktır. Halk hala müslüman kimliğini taşımaya çalışmaktadır; eksik, zayıf veya yetersizde olsa, vicdanı hala sağlamdır.

Bu yüzden halkın vicdanını harekete geçirecek adımlar, kurtuluşun adımları olarak yarın saygıyla selamlanacaktır.