Sosyal Hadiselere Doğru Bakış…
Bir sosyal hadiseyi ele alırken, dikkatle onun doğruluğunu dikkate alarak ve emin olarak değerlendirmeye yönelmek, hem sosyal barışın teminatı için ve hem de bir hak mevzuu olarak değerlendirilmesi elzem olmuştur. Önümüze düşen her haberi propaganda olup olmadığına dikkat etmeden, yanıltıcı bir haber olma potansiyeli dikkate alınmadan üzerine çullanan ve bir saldırı pozisyonu oluşturarak muhataplara haksızlık etmek, toplumsal barışı zedelemek ve yanlışa kapı aralayarak bir yalanı gündemleştirerek yalancılara pirim vermenin kaçınılmaz hesabını dikkatten kaçırmadan meseleye bakılmalıdır.
Herhangi bir haberin verilmesi ve sosyal medyaya düşmesi normal bir süreci taşımaz! Önce bu temel gerçeği aklımızın en mutena köşesine koyalım… Bir haberin verilmesinin birden fazla sebebi olabileceğini göz ardı etmeden haberlere bakmayı öğrenmeliyiz ki hak ve hukuk açısından temiz kalabilmeyi sağlayabilelim…
Bir haber şu seçenekler ile piyasaya sürülür:
Bir; uyarı mahiyetinde bu haber verilir ki halk, bundan kendisini korusun ve bir zarara uğramasın, ekonomik haberlerin bir kısmı, iyi niyetle yapılanları bu kısma girer.
İki, toplumsal gücü arkasına almak ve yapılana karşı bir tepki oluşturmak adına yapılan haberler ve sunulan veriler… Ki, böylece iktidar veya muhalefet için yeterli bir baskıyı ve kendi tabanını güçlendirme ve desteği çoğaltma amacı taşıyacaktır. Bunu reklamlar aracılığı ile yapan kurumlar, şirketler ve benzeri durumlar içinde düşünmek yanlış olmayacaktır. Ya da bir toplumsal kesim için özellikle seçilerek gündemleştirilen şeyler de aynı düzlemde değerlendirilmelidir.
Üç, suçlama maksatlı ve bilerek çarpıtma amacı taşıyan haberler, paylaşımlar ki bu ağırlıklı olarak sosyal medya mecrasındaki durumu işaret eder. örneğin, Müslümanları veya başka bir ideolojik yapıyı suçlamak adına yapılmış bireysel bir hatayı, gündemleştirerek toplumsal bir soruna dönüştürme arayışı ve tetikleyicisi konumundaki paylaşımlar bu çerçevede düşünülmelidir.
Dört, özellikle seçim dönemlerinde yalan da başta olmak üzere abartılı bir dil ile eski veya yeni bir şeyi, olguyu, durumu haberi gündemleştirerek yanıltıcı bir zemin üzerinden karşıyı suçlamak ve kendini temize çıkarma arayışı…
Beş, tekil bir olay için özel olarak üretilmiş ve yalan ile doğrunun iç içe geçtiği bir paylaşım veya haberi çoğul bir zeminde paylaşarak o kişi, kurum veya kurumsal öncüyü suçlamak, devre dışı bırakmak veya istifaya zorlamak adına yapılanlar…
Altı, ideolojik yaklaşım üzerinden karşıt ideolojiye yönelik yalan, yanlış ve bilerek kasıtlı bir şekilde propaganda amaçlı, olmuş veya olmamış bir şey üzerinden saldırı mekanizması eşliğinde paylaşımları yapmak ve destek isteyerek bunu çoğaltarak toplumsal bir infial yaratma çabası…
Muhtemelen buna başka maddeler de eklemek mümkündür. Bu kadarı ile yetinelim…
Bir haberi izlerken, dinlerken, birden fazla kaynaktan doğruluğunu tespit etmeden önce hakkında kesin yargılardan bulunmaktan imtina etmek, seni yanlışa düşürmekten koruyacaktır. Hızlı bir şekilde önüne düşen şeye sarılarak saldırıya geçtiğinde hak yediğinin farkında olmadan öfkelenecek ve saldırarak hataya katkı sunacaksın ki bu seni negatif bir kişiliğe ve güvenilmez bir karaktere taşıyacaktır. Hâlbuki emin olmak ve bu vasfı taşımak her insanın ahlaken en güçlü arzusu ve iradesi olmalıdır. Bu ahlaki yetiyi kazanmak ve emin vasfını taşımak için gereken şey ise; kesinlikle doğru olduğu bilinmeyen şeyden imtina etmek ve bu konuda temkinli davranmak ve tereddüt ederek önce doğrulu konusunda bir çaba içinde olmak güven kazanmanın en doğru yoludur. İkincisi, hak yememek için ve hakka girmemek için gereken titizliği göstermenin en kestirme yoludur. Bu yüzden önümüze düşen her habere balıklama atmamayı öğrenmek bir sorumluluk alanı olarak önümüzde durmaktadır.
Toplumsal barışı dinamitlemek, bir ideolojik grubu kötü göstermek, yeni hedeflerine ulaşmanın imkânlarını devşirmek için sürekli yalan yanlış bilgiler saçarak toplumun hafızasına saldırı düzenlemek yapılabilecek en büyük kötülüktür. Maalesef bu kötülüğü yapan kurumlar, şahıslar yanında farkında olmadan bu kötülüğe destek olan insanlarda söz konusudur.
Bu noktada şuna dikkat kesilmek elzem olmaktadır: sözü kim söylüyor, niye söylüyor, neye istinaden söylüyor ve beklentisi nedir bu sözden? Bu sorulara cevap vermeden sana sunulan haberi gündemine alma ve beklentileri karşılamaktan uzak dur ki kötülük prim yapmasın ve sosyal hayatı belirlemeye imkân devşirmesin…
O yüzden fert ve toplum olarak doğruyu ölçü almalı, doğru sözü öne çıkarmalı, doğruya yönelik istek ve iradeyi belirgin kılmalıyız ki, yalana yer kalmasın, yalanın iktidar alanını tepetaklak etmenin imkânlarını devşirerek zemini doğru kurmanın yollarını bulmaya zemin oluşsun…
Yoksa önümüze düşen her habere balıklama daldığımızda aldatılmayı normalleştirerek yalana sap olmaya devam ederek kötülüğün kurumsallaşarak hayatımızı domine etmesine zemin oluşturmuş oluruz kendi ellerimizle… Ki her fert bundan sakınmanın yolunu ve yordamını bulmakla sorumludur.
Bu noktada en temel sorumluluk alanı: teenni ile hareket etmek, temkinli davranmak, acele etmeden hareket etmek, yolunu yordamını tam bilerek eyleme geçmek ve kendini aldatıcıların aldatmasından koruma konusunda iradeyi elden bırakmamak elzemdir. Bu toplumsal barışın ve içsel güvenin yeniden inşa edilmesini mümkün kılan temel bir olgudur.
Her önüne düşeni sorgulayarak, eleştirerek, doğruluğunu test ederek yol aldığımızda sürekli bir aldatılma durumunu da ortadan kaldırmaya matuf bir iradeyi hayata geçirmiş olacağız… Özellikle, sosyal medyanın reklam dilini de dikkate alan yalan paylaşımlarını dikkate almadan yaşamayı öğrenmek farz olmuştur insana…
Bir haberi paylaşırken ve okurken her zaman dikkatle düşünmeli ve doğru olup olmadığını öğrenmeden harekete geçmemenin ne kadar doğru olduğunu şuur ile idrak ederek hayata devam etmek, peşinen aldatılmayı engelleyeceği için doğru bir sosyal zemin içinde vazgeçilmez bir olgu olduğunu unutmamak gerekir…
Her halimiz doğruluk üzere olmalı, her haberi doğrulukla teyit etmeden doğru olduğunu bilmeden hayatımıza taşımamayı öğrenerek hak ve hukuk üzere ve adalet üzere bir yaşamı yaşamanın zorluğunu idrak etmeli ve ona göre hareket etmeyi öğrenmeliyiz ki barış adalet ve emniyet üzere bir hayatı yaşamayı hak edelim…
