Mevcut Kafa Karışıklığına Çözüm Denemesi…

 Modern Düşünce, saflığın yitimini başlatan temel bir amil olarak öne çıkmaktadır. Yeni bir epistemik sistem ve yeni bir düzen üzerinden eski temel değerlerin alt üst oluşunu sağlayarak ve bunu planlı bir saldırı eşliğinde gerçekleştirerek kafaların karışıklığını da bir sistem üretme ve biçimlendirme zemini kılarak varlık şartlarını sürdürme kararlılığı ile başlattı…

İçinde var olduğumuz kültürel şartlar ile bunu besleyen epistemik unsurlar arasındaki derin korelâsyonu anlamadan meseleyi çözümlemeye çalışmak giderek zorlaşmaktadır. Eğitim ve öğretimin her aşamasında mevcut epistemik sistemin işlevselliğini dikkate almadan düşünce ve sosyal psikolojiyi anlamakta zorlanmak normalleşir. Ki bugün her değerlendirme, modern epistemik sistemin bir parçası üzerinden gerçekleşmekte ve aslında sistemin daha da derinleşmesine katkı sunmaktan öte bir işleve sahip olamamaktadır.

Önce ulus devlet marjı ve savunusu üzerinden imparatorluklar yıkıldı. Sonra nasyonal milliyetçilikler üzerinden ulus devletler ana sisteme entegrasyonunu sağlamakta bir model olarak kullanıldı. Yani milliyetçilik bir taraftan ulus devletleri elde tutmanın bir aracı iken, aynı zamanda imparatorlukların yeniden dirilmesine yönelik en önemli bir engel olarak tasavvurlara sirayet ettirildi. Bugün Ortadoğu üzerine düşünelim: Bölge küçük ülkeciklere bölünmüş vaziyette… Karşı çıkanlara karşı bir engel olarak konumlandırılmakta ve kendi isteklerini gerçekleştirme adına bu konumu giderek güçlü bir şekilde kullanmaktan da çekinmemektedir. Körfez ülkelerinden yâda beyliklerinden son birkaç sene içinde Amerika başkanının topladığı rüşvet kayda değer bir rakam olarak önümüzde durmaktadır. Gazze meselesine rağmen, İsrail her türlü şart içinde katliamı sürdürmesine rağmen, o paralarla çok rahat bir şekilde o katliam durdurulabilir iken, maalesef, verdikleri rüşvetin kendi korumalarına da yaramadığını acı bir şekilde öğrenmiş bulunmaktadırlar. Ama buna rağmen, farklı bir yöntem üzerinden düşünme zeminini kaybettikleri için çözüm konusunda ileri ve ilerleyen adımlar atmakta zorlandıklarını görmekteyiz…

Bugün mevcut sisteme karşı çıkan hareketler ki buna İslamcılar da dâhildir: Mevcut kültür ve bilgi yöntemine karşı alternatif bir çözüm üretemediklerinden dolayı veya bunu kurumsal bir zemine taşımada yaşadıkları sorunlar yüzünden herhangi bir etkiye ve dolayısıyla çözüme kapı aralamaya takat getiremedikleri ortadadır. Mevcut karşı çıkışların sistem içi bir yapıyı bilerek veya bilmeyerek kabulü üzerinden farklı ve alternatif bir yaklaşım gelişememektedir. Bu da mevcut sistemin iktidarını güçlendirmeye yaradığı anlaşılmaktadır.

Meseleyi doğru bir zeminde tartışmak ve çözüme kavuşturmak için öncelikli hal, mevcut sistemin neliği ve nasıllığı konusunda açık bir fikre sahip olmak ve bunun farkındalığına kavuşmaktır. Mevcut kültürel dokuyu, epistemik zemini doğru okumadan ve bunun yansımalarını bilmeden yeni bir çıkış yolu ve epistemik zemin kurmak imkânsız gibidir. O yüzden öncelik, önce ne içinde var olduğumuz, aldığımız nefesin kirlilik dereceği ve etkisini de düşünmek ve ona göre bir çözüm arayışı içinde olmak şart olmaktadır.

İkinci aşama ise, modern düşüncenin ürettiği kavramların ve değerlerin, bugün karşı karşıya kaldığı iflas boyutunu dikkate alarak bu kavramların içerik ve yöntem açısından içinin tamamen boşaltılarak yeni bir kavramsal yapıya irca edilmesi, dünyanın yeni değerler skalasını doğru inşa etmek için sistemin dışına çıkarak yeni bir sistemin inşasındaki temel yaklaşım ile bu kavramların yeniden bütün insanlığın eşitliğine ve haklarına dair adaleti ikame etmeye yönelik beklentileri de karşılayacak şekilde yeniden anlaşılması, düzenlenmesi ve yeni bir usul ve düşünme tarzının sistematik hale getirilmesi, eğitim ve öğretimde kullanılmasını sağlamak ve siyasal desteğini de sağlayarak entelektüel bir zemine kavuşturmak insanlığın çıkışı için tek şart olmuştur. Bu çerçeve içinde kapalı kültürler yerine açık bir kültürü inşa eden İslam gibi temel bir bakışı ve düşünce evrenini yeniden düşünmek ve onu mevcut kültürel dokunun dışında kurarken mevcut kültürel dokuya hitap edecek düzeyde de ifadeye kavuşturarak çözüme odaklanmak tek çözüm gibi durmaktadır. Kapalı kültürlerin açık evrensel bir kültüre odaklanması mahiyeti itibarı ile yetersizliğin ilanıdır. Hıristiyanlık ve Yahudilik zaten mevcut kültürel dokunun parçası haline dönüşmüş durumdadır. İslam ise kısmi olarak bağımsızlığını korusa da modern bilgi ve düşüncenin ürettiği kültürel kodlarla uyuşma arayışlarının sonucunda sorunlu bir yapıya dönüşmüştür. İşte bu durumu fark edecek, farkındalığını şuura dönüştürecek ve bu sorumluluk üzerinden irade ortaya koyarak kararlı bir şekilde arayışı temellendirecek bir entelektüel havzaya ihtiyaç olduğu bedihidir.

O zaman bu bilinci taşıyan iman eden ve salih ameli önceleyen her insan, yeni bir arayışın temelini kurma sorumluluğunu üstlenmeli ve ona göre harekete geçerek bunu hayata geçirmenin şartlarını oluşturma konusunda bir işbirliğine yönelmelidir. Gerekirse, adım – adım, süreci işlevsel kılarak meseleleri tartışmak ve yeni bir sistemin İslam üzerinden yeniden temel ilkelerini güncel bir düzlemde yeniden ifadeye kavuşturarak yola çıkmalıdır. Buradaki güncel olma hali, mevcut sistemik yapının dışında ama ona hitap eden bir boyut olduğunu da özellikle belirtilmelidir.

Bu noktada yorum merkezli bir bilgi üzerinden anlam merkezli bir bilgiye yol almak ve İslam düşüncesinin ‘haber’ merkezli oluşu yanında haberin sağlam ve güvenilir oluşunun ehemmiyeti de dikkate alınarak yorumun bu noktada çok sınırlı ve belirli ilkelerin eşliğinde kısmi bir gerçekliğe sahip olduğunu da unutmamak elzemdir. Yani mevcut epistemik sistem ile İslam bilgi sistematiği arasındaki derin ayrımı ve farkı dikkate alarak yol yürümekte yarar vardır. O zaman yeni bir anlam dünyası ve değerler skalası inşa etmek zor olmayacaktır. Dün yapıldığı gibi bugün ve gelecekte de bu imkân insanlığın önünde öylece durmaktadır. Yeter ki irade ve kararlılık devrede olsun ve harekete geçilsin…

Bu noktada vahiy ve nübüvvetin yol göstericiliği, hidayetin ise takva/iyilik üzere olanlara açık olduğu ilkesi de gözlerden ırak tutulmamalı ki sonuç alınabilir bir zemini inşa etmek kolaylaştırılsın…

Mevcut sistemin dışına çıkmaktan korkan, mevcut sistemin içinden bir kurtuluş reçetesi irat eden her hareket ve düşünce mevcudun içinde kalacağı için çürümeyi baştan kabullenmiş olacağından yeni bir kurtuluş reçetesi irat edemez! Bunun tipik örneği, SİYASAL İSLAMIN ÜRETTİĞİ REÇETELERİN BUGÜN BİR İŞE YARAMADIĞINI GÖRMEKTİR…

O yüzden bugün mevcut olan ve bize aitmiş gibi görünen ne varsa, milliyetçilikten dindarlığa kadar her türü ile mevcudun sınırları içinde var olmuşlarsa onlardan kurtulmadan bir kurtuluş yolu inşa etmek mümkün görünmemektedir. Önce ağırlıklarımızdan kurtulmalıyız. Sonra ilahi terbiyenin belirlediği ölçülerde hareket kabiliyeti kazanmalı ve bu olguyu düşünce zeminine taşımalıyız. Ahlaki olmayı olgunlaştırarak varlık sahasında temel bir olgu haline dönüştürerek bu ahlaki olgunluğun sivil karakterini dikkate alarak her işimizi bu ahlaki zemine yaslandırarak kötülükten ve yanlışa düşmekten kendimizi korumayı öncelemeliyiz. O zaman bir çıkış yolu bulmak ve onu hayata geçirmek daha kolay olacaktır…