Transkafkasya; Jeostratejinin Ürettiği Jeopolitik Güvensizlik Hattı yahut Devlet Postuna Bürünmüş İhanetler

Aleksandr Puşkin (1799- 1837), ‘Erzurum Yolculuğu’ isimli eserinde; ‘Arpaçay!.. Yani sınır!.. Doğrusu Ararat’a bedeldi bu. Anlatılmaz bir yürek çarpıntısıyla atımı ırmağa doğru dörtnala kaldırdım. Ömrümde ilk kez yabancı bir ülkeye giriyordum. Sınır, içimde gizemli duygular uyandırırdı hep. Yolculuk, çocukluğumdan beri beni en çok saran bir hayaldi. Sonraları uzun süre oradan oraya gezmiş; kâh güneyde, kâh kuzeyde sürtmüş; fakat engin Rusya’nın sınırlarını hiç aşmamıştım. Bu kutsal ırmağa sevinçle girdim ve atım Türk kıyısına çıkardı beni. Fakat bizimkiler ele geçirmişlerdi bu kıyıyı. Böylece, demek ki Rusya’daydım hâlâ!’ Diye ifade eder, yaşadığı derin sükût halini.

Transkafkasya’nın birbirine karışmış halkalarının uyuşma, çelişki, çatışma ve ihanetlerinden şaşkına dönmüş, aşılmaz dağlardan, Tiflis’in amasız sıcağından ve bu sıcağın yol açtığı sıtmadan, bölgede kol gezen vebadan kurtulmuş, ahlaksızlığın kol gezdiği ılıca ve hamamlarda yıkanmış, Ermenistan ovalarında serinlemiş, işgallere, sürgünlere, baş kaldırışlara, çeteleşmelere, ölümlere,  umarsız hastalıklara,  açlık, susuzluk, derin yokluk ve yoksunluklara şahit olmuş, ansızın karşısına çıkan zenginliklerle hayrete düşmüş, bölgedeki Müslüman ve Hristiyan unsurlarına sızmış bulunan pagan törenleri ilgi ile izlemiştir. Fakat Rusya’dan kurtulamamıştır Puşkin.

Transkafkasya yahut Güney Kafkasya; Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan ülkelerinin oluşturduğu jeopolitik bir hat. Transkafkasya’yı oluşturan Azerbaycan’ı Gürcistan’ı ve Ermenistan’ı coğrafi klasmanında ‘ülke’ olarak betimledim. Zira bu ülkelerin, ‘devlet’ olarak siyasal örgütlenmeleri, bölgede nüfuz savaşı veren Rusya ve Batı ittifakı bileşenlerinin stratejik ve taktik eylemlilik halleri ile sürekli değişmektedir. Transkafkasya, Batı’nın Rusya ile olan güvenlik bariyeridir. Bu bariyer, Rusya tarafından defalarca geçilmiştir. Bir bölge, hasımlarca güvenlik bariyeri olarak belirlenmişse o bölge, bizatihi güvensizliğin kol gezindiği, politik her bir pozisyonun arka planının masum olmadığı bir eylemlilik halini resmeder. Tarihsel olarak, küçük ve orta ölçekli feodal hanlıklar haricinde bağımsız bir devlet örgütlenmesine hiç sahip olmamış Transkafkasya ülkelerinin politik pozisyonları büyük güçlerin etkisi ile oluşmuştur.

İngiltere, Hindistan Sömürgesi ve Basra Körfezindeki çıkarlarını korumak için Transkafkasya Hattına özel bir önem vermiş, Bolşevik ihtilali ile birlikte bu özel öneme ideolojik bir önem eklenmiştir. İngiltere, bölgede Bolşevik olmayan grupları örgütlemiş, Rusya’nın iç savaşı boyutundaki karışıklıklarından faydalanarak yerel politik tutumları perde arkasında organize etmiş, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’ı birleştirerek ‘Transkafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyeti’ni (22 Nisan 1918) kurdurmuştur. Diğer taraftan İngiltere, Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermenistan Devletinin kurulması için faaliyet halinde olmuştur.  Transkafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyet’i ölü doğduğu için daha ilk kongresinde (27 Mayıs 1918) siyasal varlığına son vermiş, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan tek tek bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bu romantik Cumhuriyetler, Bolşeviklerin Rusya’nın tamamına hâkim olduktan hemen sonra ‘Kızıl Ordu’nun askeri müdahalesi ile birer ‘Sovyet Cumhuriyetine’ dönüşmüşlerdir.

Transkafkasya ülkeleri 1991 yılına, yani Sovyetler Birliğinin dağılma sürecine kadar Rusya’nın merkezde bulunduğu bir siyasa tarafından yönetilmiştir. Bütün Sovyet cumhuriyetleri gibi Transkafkas Cumhuriyetleri de sözde bir siyasal özne olarak kalmışlardır. Gürcistan, Sovyetler Birliğinin resmen dağılmasından ((26 Aralık 1991) aylar önce politik süreçleri kullanarak 9 Nisan 1991 yılında bağımsızlığını ilan etmiş, arkasında Ermenistan (23 Ağustos 1991) bağımsızlığını ilan etmiş, en son Azerbaycan 18 Ekim 1991 de bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu bağımsızlıkların bir kıymeti var mıdır sorusu, bu ülkelerin bizatihi kendi politik özgül ağırlıkları ile ilgili sorulması gerekli bir sorudur. Azerbaycan’da, Gürcistan’da ve Ermenistan’da bağımsız olmayı isteyen kimlerdir? Bu ülkelerin siyasal bir özne olarak bağımsızlık iddialarını, bağımsızlıklarını kazandıkları tarihten günümüze kadar analiz ettiğimizde karşımıza; halkların kendi kaderlerini tayin etme yönünde oluşmuş genel geçer ‘meşru’ bir siyasal talebin bulunmadığı, oligarşik güçlerin siyasal süreçlere ‘el koyduğu’, bu el koyma girişimlerinde çatışan aktörlerin karşıt büyük güçlere yaslandıkları kaotik bir manzara ortaya çıkmaktadır.

Ermenistan’ın ürkek bağımsızlığı; Rusya ve Batı ittifakı arasında salınan bir siyasanın gerilimi içindedir hep. Sovyet Rusya döneminden dahi daha kötü durumda bulunan güncel Ermenistan, yoğun bir yokluk ve yoksunluğu yaşamaktadır. Bir tarafta Sovyet Rusya’nın küllerinden doğmaya çalışan Yeni Rusya’nın korkutucu baskısı, diğer taraftan ‘Ermeni Diasporasını’ etkin kullanan Batı ittifakı. Ermenistan’da sergilenen demokratik siyasal yarışmanın özünde bu salımının izleri oldukça açıktır. Batı ittifakı ve Rusya ikileminin haricinde ortaya farklı bir siyasal söylem çıkmamaktadır. Ölmüş bulunan Rusya’nın hayaleti dahi, bağımız Ermenistan’ın Azerbaycan Karabağ bölgesini işgal ettirmeye yetmiştir. Arkasındaki devasa Rusya varlığının korkutuculuğu, coğrafik sınır olarak kapalı bir konumda olması ile birleşmektedir. Ermenistan’ın en makul çıkış kapısının Türkiye olduğu temel bir gerçektir. Fakat bu temel gerçeklik, tarihsel Türkiye-Rusya çelişkisinin potansiyel çatışma yüküne çarpmaktadır.

Gürcistan, Ermenistan’dan farklı bir yapıda değildir. Bir farkla, Gürcistan Batı ittifakına yanaşmada Ermenistan’dan daha cesur davranmıştır. Fakat Gürcistan bu cesaretinin bedelini siyasal cinayetler olarak ödemiştir. Diğer taraftan Gürcistan’ının kırılgan etnik yapısı siyasal süreçlerinde kendisine önemli zorluklar çıkartmıştır. Gürcistan, Transkafkasya ülkeleri arasında görece devlet siyasal örgütlenme geçmişi bulunan bir ülkedir. Gürcistan’ın siyasal varlık olarak tarihselliği daha çok jeopolitik bir mahiyete sahiptir. Büyük güçleri dengeleyen coğrafi yapısı ile pragmatik siyasi duruşu genelde varlığını sürdürmesine imkân tanımıştır. Fakat olası jeopolitik kıymet değişimlerinde Gürcistan’ının siyasal bir özne olarak yapabileceği fazlaca bir eylemi de bulunmamaktadır.  Gürcistan’ının genelde Batı ittifakı ile ilişkilerinin yönünü, özelde ise komşusu Türkiye ile olan ekonomik ve siyasi iş birliklerinin devamını, Rusya’nın bölge politikası belirleyecektir.

Azerbaycan, ‘bir devlet midir yoksa bir şirket midir’ sorusuna muhatap tutulabilir mi? Ne Ermenistan ve Gürcistan gibi etnik bir aidiyete atıf yapamayan Azerbaycan, tarihsel olarak hangi anlam yüküne sahiptir? Günceldeki ‘tek millet iki devlet’ sloganın siyasal garabeti ortadadır. İngiltere’nin, Osmanlı Devleti ile Orta Asya’nın (Türkistan) ilişkisini kesmek için ‘Gürcistan ve Ermenistan Hattını’ kullanmak istediği bir vakıadır. Fakat gözden kaçırılan bir husus var; İngiltere, Azerbaycan’ı yeni bir ‘Türklük’ iddiası inşası ile sekter bir unsur olarak kullanılmak istenmiş midir?  Avrupa’dan tamamen sökülüp atılan Osmanlı Devleti’nin bu durumuna karşılık İttihat ve Terakki Cemiyetinin dış politikası, ‘Ata Topraklarına Doğru’ genişlemek olmuştur. İttihat ve Terakki Cemiyeti Almanlarla bu doğrultuda bir ittifak içine girmiştir. Bu durum ve bu durumun siyasasını oluşturacak Türkçülük/Turancılık ideolojisinin yaygınlaşması İngiltere’de büyük rahatsızlık meydana getirmiştir.

Baştaki soruya tekrar döndüğümüzde güncel Azerbaycan’ının bir devlet örgütlenmesi olarak siyasal özgül ağırlığının mahiyetini analiz edebiliriz. Ermenistan ve Gürcistan’ın aksine Azerbaycan büyük ve verimli petrol ve doğalgaz yataklarına sahiptir. Bu durum muazzam bir mali akışı beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda Azerbaycan, ‘bir devlet midir yoksa bir şirket midir’ sorusu sorulmaktadır. Azerbaycan’ın seçimle iş başına gelmiş olan Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey’in seçimden önceki ifadesi, sorumuza net bir cevap niteliğindedir. ‘“Cumhurbaşkanı seçmek için acele ediyorsunuz. Seçiniz. Fakat üç ay sonra seçeceğiniz Cumhurbaşkanı’nı, bir yıl sonra düşüreceksiniz… Cumhurbaşkanı öyle bir ülkede seçilir ki, orada iktidarı elinde tutabilsin. Halk Cephesi veya başka bir siyasi güç kendisini düşüremesin. Cumhurbaşkanı’nı savunabilecek ve Cumhurbaşkanı’nın diktatöre dönüşmesini engelleyebilecek kurumlar oluşturulmalıdır.’ Elçibey haklı çıkmıştı. Ermenistan’ın Karabağ işgali, sosyal huzursuzluklar ve Azerbaycan’daki siyasal karışıklar neticesinde Elçibey Haydar Aliyev’i göreve davet etti.

Haydar Aliyev Azerbaycan’ının en çalkantılı döneminde göreve gelmiş, ülkede istikrarı sağlamıştır. Aliyev’in istikrarı sağlaması, anayasal toplumsal sözleşmelerden ziyade otoriter yöntemlerle vuku bulmuştur. Ülkede kısa zamanda Aliyev merkezli bir yönetim anlayışı oluşmuş, nimet ve külfet dağılımı oligarşik bir mahiyete evrilmiştir. Nitekim iktidarı oğlu İlham Aliyev’e devretmiş, devlet yönetiminde sözde demokratik bir hanedanlık oluşmuştur. Azerbaycan’ın süreç içinde İlham Aliyev merkezinde bir devlet olarak meşruiyetini ifadeye matuf çıkışları bulunmaktadır. Karabağ Zaferinde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin açık askeri kurmay katkısı ile lojistik desteğini inkârı, iç işlerine karışılmaması gerekliliğini diplomatik teamül ve nezaketten uzak bir tarzla ifade etmesi, Azerbaycan’ının bir devlet olarak örgütlenmediğinin önemli örnekleridir. Azerbaycan devlet görünümlü bir şirkettir. Zira;

  • Devlet aklının oluşabileceği bir derinliği sağlayabilecek tarihsel bir arka planı bulunmamaktadır.
  • Devletin beka ve selametinden ziyade iktidar olma ve iktidarda kalma refleksi ön plandadır.
  • Devleti ve toplumu ayakta tutabilecek kurumların teşekkülünden ziyade, iktidar kalabilmeyi amaçlayan ‘kanun ve polis devleti’ teşekkülüne öncelik verilmektedir.
  • Ekonomik etkinlikler oligarşik bir mahiyette sahiptir. Rekabet serbestisi bulunmamaktadır.
  • Kamu kaynaklarının kullanımı, denetlemesi ve hesap verilebilirlik, belirli bir hukuki ve kurumsal alt yapıya sahip değildir.
  • Önemlisi; dış politika karar alma süreçleri ve dış politika çıktıları iktidar endişesine endeksli bir mahiyet arz etmektedir.

Bu bağlamda bölgesel politikaların belirlenmesinde ve ifasında Azerbaycan’a bu halile ne kadar güvenilebilir? Diğer iki ülke, Gürcistan ve Ermenistan’ın nerede durabileceği meçhulken…

Arif ARCAN
Yazar