Kıyamet Siyasetinin Yeni Eşiği

Haham Eliyahu’nun Cüretkar Sinagog Söylemi ve Eskatolojik Jeopolitik

—————————————————————————————————————————

Safed Hahamı Shmuel Eliyahu’nun Mescid-i Aksa avlusuna kalıcı bir sinagog inşa etme planlarını açıkça ilan etmesi ve uluslararası toplumun “Üçüncü Dünya Savaşı çıkar” uyarılarıyla alay etmesi, bölgedeki gerilimi doğrudan tırmandıran son derece cüretkar bir provokasyondur. Podcast yayınında “Bu proje dünden yapılmış olmalıydı” diyerek zamansal ve mekânsal statükoyu alenen çiğneme niyetini ortaya koyan Eliyahu’nun bu fütursuz çıkışı; sıradan bir radikal söylem olmanın ötesinde, Hristiyan Siyonizmi (Evangelik) ile radikal Yahudi mesiyanizminin birleştiği eskatolojik (kıyamet bilimi) dönemselci bir jeopolitiğin somut dışa vurumudur.

  1. Eskatolojik ve Dönemselci (Dispensationalist) Perspektif

İnsanlığın ve dünyanın sonuna, yani kıyamet zamanına dair teolojik inançların bütünü “eskatoloji” olarak adlandırılır. Özellikle ABD’deki köktendinci Evangelik Hristiyanların benimsediği “Dönemselcilik” (Dispensationalism) anlayışına göre ise Tanrı, insanlık tarihini belirli aşamalar ve dönemler halinde yönetmektedir. Bu teolojik yaklaşıma göre Mesih’in (Hz. İsa) yeryüzüne ikinci kez gelmesi için belirlenmiş bir ilahi takvim bulunur ve bu takvimdeki şartların sırasıyla gerçekleşmesi şarttır.

​Söz konusu inanç sistemine göre kıyamet süreci üç temel adımla ilerler.

  • İlk adım, Yahudilerin dünyanın dört bir yanından Kutsal Topraklara dönüp devlet kurmasıdır ve 1948’de İsrail’in kurulmasıyla bu aşamanın tamamlandığına inanılır.
  • İkinci adım, Kudüs’ün tamamen Yahudi kontrolüne geçmesidir; bu da 1967 Altı Gün Savaşı ile Doğu Kudüs’ün işgal edilmesi sonucu gerçekleşmiş kabul edilir.
  • Günümüzdeki üçüncü ve nihai adım ise Mesih’in gelişi ve iyilikle kötülüğün son savaşı olan Armagedon’un başlaması için Hz. Süleyman Tapınağı’nın yeniden inşa edilmesidir.

Ancak buradaki temel kriz, bu tapınağın tarihi yerinin tam olarak Mescid-i Aksa’nın (Kubbet-üs Sahra ve Kıble Mescidi) bulunduğu alan olmasıdır.

​Mescid-i Aksa’yı doğrudan yıkıp yerine devasa bir Üçüncü Tapınak inşa etmek dünya çapında büyük bir infial yaratacağından, radikal gruplar aşamalı bir taktik izlemektedir.

Haham Eliyahu’nun Mescid-i Aksa avlusuna bir sinagog inşa etme teklifi tam olarak bu stratejinin bir ürünüdür. Bu hamle ile Müslümanların kutsal mekanının içine Yahudi ibadetini resmi olarak sokmak, alanı zamansal ve mekansal olarak bölmek ve nihai hedef olan Üçüncü Tapınak için psikolojik ve fiziki bir köprü oluşturmak amaçlanmaktadır. Bu zihniyete göre Aksa avlusundaki her Yahudi varlığı, ilahi saatin daha hızlı işlemesini sağlayacaktır.

​Normal bir siyasetçi veya diplomat “Bunu yaparsanız 3. Dünya Savaşı çıkar” uyarısını aldığında geri adım atar veya çekinir; ancak Haham Eliyahu ve bu dönemselci anlayış için durum tam tersidir. Onlar Armagedon Savaşı’nın kaçınılmaz ve şart olduğuna inanır; bu çatışmayı bir felaket olarak değil, Mesih’in gelişini müjdeleyen gerekli bir ilahi kehanet olarak görürler. Bu yüzden uluslararası toplumun savaş uyarılarını önemsemez, hatta bu teolojik determinizm sebebiyle uyarılara gülüp geçerler. Çünkü onlara göre bu büyük savaş ne kadar erken çıkarsa, kehanet de o kadar hızlı gerçekleşmiş olacaktır.

  1. Tarihî Statüko ve İnançlar Çatışması

Mescid-i Aksa üzerindeki hukukî ve dinî statüko, 19. yüzyıl Osmanlı döneminden (1852 Fermanı) bu yana korunan, 1967’de İsrail’in Doğu Kudüs’ü işgali sonrası Ürdün Haşimi Krallığı (Vakıflar İdaresi) ile yapılan anlaşmalarla teyit edilen hassas bir dengedir.

  • Tarihî Statüko İlkeleri: Harem-i Şerif’te gayrimüslimler ziyaret hakkına sahiptir ancak sadece Müslümanlar ibadet edebilir.
  • Adım Adım İhlal Politikası: Son yıllarda aşırı sağcı Bakan Itamar Ben-Gvir ve radikal hahamların öncülüğünde yürütülen polis korumalı toplu ziyaretler ve sessiz dualar, alanı zamansal (zamani) ve fiziksel (mekani) olarak bölme stratejisinin parçasıdır.
  • El-Halil (İbrahim Camii) Örneği: 1994’teki katliam sonrası İbrahim Camii’nin nasıl ikiye bölündüğü ve Yahudi-Müslüman alanlarına ayrıldığı tarihî bir emsal olarak önümüzde durmaktadır. Aksa avlusuna yapılacak bir sinagog, El-Halil modelinin Mescid-i Aksa’ya uyarlanması anlamına gelir.
  1. Jeostratejik ve Politik Boyut

Kudüs üzerindeki bu hamleler teolojik bir kılıfa büründürülse de, arka planında net bir jeopolitik hesap barınmaktadır:

Boyut Risk ve Etki Analizi
Bölgesel İttifaklar Türkiye, Ürdün, Mısır ve Körfez ülkelerinin “kırmızı çizgi” olarak tanımladığı Aksa’nın ihlali, Abraham Anlaşmaları ile sağlanan normalleşme zeminini tamamen dinamitler.
İç Politika Hırsı İsrail sağının aşırı unsurları, koalisyon hükümetleri üzerindeki şantaj gücünü teolojik iddiaları meşrulaştırarak pekiştirir.
Ürdün’ün Vasilik Rolü Ürdün Haşimi Hanedanı’nın Kudüs’teki Müslüman ve Hristiyan kutsal mekânları üzerindeki koruyuculuk hakkının fiilen gasbedilmesi, Amman’da rejim güvenliği krizine yol açabilir.
Küresel Radikalleşme Aksa’ya dönük fiziki bir müdahale, küresel ölçekte din savaşları söylemini tetikleme ve radikal örgütlerin eleman devşirme mekanizmalarını besleme riski taşır.

 

 Değerlendirme:
Haham Eliyahu’nun söylemleri sadece bir din adamının kişisel görüşü değil; teolojik kehanetleri jeopolitik araçlara dönüştüren kıyamet siyasetinin (apocalyptic politics) somutlaşmış halidir.

Mescid-i Aksa’ya yapılacak herhangi bir kalıcı müdahale, yalnızca bir mimari yapı değişimi değil; hukuki statükonun yıkılması, bölgesel diplomasinin çöküşü ve küresel ölçekte bir din çatışmasının fitilinin ateşlenmesi demektir.