Kerkük’ün Yeni Sahipleri ve Türkiye’nin Jeopolitik Ekseni: Ankara’nın Küresel Güç Vizyonunun Stratejik Eşiği

Hürmüz Boğazı’nın dalgalı sularında küresel ticaretin nefesi kesilirken, jeopolitik pusulanın ibresi sessiz ve derinden Ortadoğu’nun kalbine, Kerkük’ün petrol kokan kadim topraklarına çevrildi. 28 Temmuz’da Ankara’da atılan imzalar, sadece bir holding hisse devri veya sıradan bir enerji ticareti anlaşması değil; çeyrek asırdır sömürülen, istikrarsızlaştırılan ve vekalet savaşlarıyla un ufak edilen bir coğrafyada, Türk devlet aklının ve TPAO’nun mühürlediği tarihi bir jeopolitik geri dönüş manifestosudur.
Irak’ta aylardır süren kronik siyasi tıkanıklığın ardından Mayıs 2026’da bir “şok aday” olarak öne çıkıp ülke tarihinin en genç başbakanı unvanıyla göreve gelen milyoner iş insanı Ali Falih Kazım ez-Zeydi’nin pragmatist vizyonuyla şekillenen bu yeni denklem, Batı medyasında “Türkiye Kerkük’e döndü” çalkantısıyla yankılanırken, aslında Doğu-Batı koridorundaki tüm ezberleri kökten bozan stratejik bir kırılma anına işaret etmektedir.
Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi tarafından görevlendirilen ve Şii Koordinasyon Çerçevesi’nin geleneksel siyasi dogmatizmi aşmak adına uzlaştığı bu yeni lider profili; finansör, hukukçu ve seküler iş adamı kimliğiyle Irak’ı bölgesel ve küresel aktörlerin kesişim kümesinde rasyonel bir denge zeminine oturtmaktadır.
Başbakan seçilmesinde Ankara’nın istikrar odaklı desteğini, Washington ve Londra gibi küresel güçlerin ise “düşük riskli ve yönetilebilir teknokrat” onayını alan ez-Zeydi, nitekim göreve gelir gelmez ABD Hazine Bakanlığı’nın daha önce kara listede olan bankalara dolar sistemini açmasıyla küresel akreditasyonunu tescillemiştir. Baba ve Avanah kubbelerinden yükselen ham petrol, yalnızca Türkiye’nin günlük 1 milyon varillik tüketimini güvenli bir limana taşımakla kalmamakta, aynı zamanda Ankara’ya enerjiyi kaynağında üreten, yöneten ve küresel fiyatlandırma mekanizmalarında masaya hükmeden tam teşekküllü bir “oyun kurucu” rolü bahşetmektedir.
Tarihsel hinterlandın coğrafi gerçekliği ile ekonomik akılcılığın muazzam bir sentezi olan bu hamle, Türkiye’nin bölgesel güç olma vizyonunu somut bir projeksiyona dönüştürmektedir. Finans dünyasına entegre, seküler zihniyete sahip ez-Zeydi; Irak’ın güneyindeki Zi Kar kökenli köklü bir Şii aileye mensup olmasına rağmen, Tahran rejiminin Irak’ı tamamen domine eden tekelci nüfuz alanına ve Şii milis egemenliğine mesafeli, Irak milliyetçiliğini ve devlet aklını önceleyen bir dış politika çizgisi yürütmektedir.
Bu doğrultuda, İsrail’in bölgesel tırmanış senaryoları ve Hürmüz’deki kırılganlıklar karşısında ülkesini bir savaş sahası olmaktan korumaya çalışan Bağdat yönetimi, İngiltere merkezli finans çevreleri ve BP gibi Batılı küresel devlerle kurduğu ortaklığı TPAO ile harmanlayarak kusursuz bir denge oyunu sergilemektedir. Savaşların, tedarik zinciri kırılmalarının ve deniz aşırı lojistik krizlerinin kıskacındaki küresel ekonomi, arz güvenliğinin ancak güçlü kara koridorları ve doğrudan rezerv ortaklıklarıyla sağlanabileceğini acı bir tecrübeyle öğrenmiştir.
Irak-Türkiye Petrol Boru Hattı’nın tam kapasiteyle devreye sokulması hedefi, bir yandan Bağdat’ı uluslararası piyasalara en güvenli şekilde bağlarken, diğer yandan Türkiye’yi Doğu’nun enerjisini Batı’ya taşıyan pasif bir transit köprü olmaktan çıkarıp, stratejik bir enerji merkezi haline getirmektedir.
Bölgesel güvenlik mimarisinin en hassas dengesi olan terörle mücadele ve sınır ötesi istikrar başlıkları da bu ekonomik ortaklıkla doğrudan tahkim edilmektedir. Irak’ın geleceğini inşa edecek devasa Kalkınma Yolu Projesi’nin başarısını ekonomik bir beka meselesi olarak gören Ankara ve Bağdat hattı, Suriye sınırındaki SDG ve Sincar-Kandil hattındaki PKK terör örgütü ikilisinin bu hayati koridoru zehirlemesine asla izin vermeyecek bir güvenlik iradesini paylaşmaktadır.
Ankara’nın terör unsurlarını kaynağında kurutma politikasını Irak’ın egemenlik vizyonuyla uyumlu bulan ez-Zeydi hükümeti, Türkiye’nin sınır ötesi askeri operasyonlarına ve terör koridorunu kesme stratejisine lojistik ve istihbari düzlemde rasyonel bir destek sunmaktadır.
Batı dünyasıyla finansal, Türkiye ile jeostratejik, bölge ülkeleriyle ise pragmatik bağlar kuran bu yeni dönem, Türkiye’nin sadece kendi sınırlarını değil, tüm yakın coğrafyasının kaderini tayin eden kurucu akıl olduğunu bir kez daha tescillemiştir. Kerkük sahalarında atılan her imza, gelecek nesillerin müreffeh Türkiye’sinin enerji sütunlarını dikmekte ve Türk dış politikasının sahadaki ağırlığını kalıcı kılmaktadır.

