ERKLER MÜCADELESİNİN ŞİFRESİ: “Ekonomik Güç” (1)

13 yıl önce kademe aldığım bir makalemi sizler ile yeniden paylaşmak istiyorum. Yazımı 2 bölüm halinde sunacağım. Birinci bölümde ilk makale olacak ,ikinci bölümde ise makalenin günün şartlarına göre güncel hâlini bulacaksınız.

 

Geçen zaman zarfı içinde yazımızda değindiğimiz konuların İnsanlık gündemine ne kadar hızlı girdiğini ve Beşeriyeti nasıl esir aldığını müşahede etmiş olacağız. Ademoğlu’nun hayatını topyekün değiştiren yeni yüzyılın bu hastalıklarını nasıl bertaraf edeceğimizi konuşacak ve tarihin bize yeniden yükleyeceği bir Misyonu hep beraber İnsanlık adına nasıl hayata geçirebileceğimizi tartışacağız.

 

Şimdi sizi 13 yıl önce yazmış olduğum makalem ile baş başa bırakıyorum.

 

İnsanlık tarihiyle başlayan ekonomi ve ekonomik hayat Kıyâmete kadar var olmaya devam edecektir.Ekonomi insanın sınırsız heva ve heveslerinin sınırlı kaynaklar ile nasıl karşılanacağını inceleyen bir bilim dalıdır.Tarihi olayları referans aldığımızda göreceksiniz ki ekonomi ve ekonomik hayat insanlar için hep en önemli mesele olmuştur. Savaşlar,Barışlar ve Göçler hep ekonomik olarak daha güçlü olmak adına yapılmıştır.

 

Asırlar boyu ekonomik hayatı yönlendirmek ona hükmetmek iktidarların en temel hedefi olmuştur.Sosyal ve hukuksal yaşamı düzenlemek için ekonomik gücü elinde tutmak isteyen Firavunlar, Sezarlar, Tiranlar, Sultanlar ve Diktatörler hep bir mücadele içerisinde olmuşlardır.

 

Günümüz ekonomileri kadar karmaşık olmasa da en basit haliyle üretimi elinde tutan ekonomik hayata hükmediyor; sosyal ve hukuksal yaşantıyı da kendi istek ve arzuları doğrultusunda şekillendiriyordu.Üretimi ele geçirmek,onu yönlendirip ekonomiye hükmedebilmek adına zaman zaman farklı parametreler kullanılmıştır.

 

İlk çağlarda üretimin en temel argümanı insan gücüydü.Bu doğal olarak Köleliğin ortaya çıkmasına sebep oldu. Kim daha çok köleye, yani insan gücüne sahip ise toplumu onları yönlendiriyor tarihin akışını onlar belirliyordu. Belli bir zaman sonra insan gücünün yanında toprağın yer aldığını görmekteyiz.Artık toplumlar yeni feodal yapılarla hukuklarını, toplumsal yaşamlarını ellerinde tuttukları toprağın gücü ile biçimlendiriyorlardı.

 

Bir sonraki aşamada ise ticaretin canlanmasıyla (Merkantilizm dönemi 200 yıl sürmüştür.) Feodalizmin yarıklarında filizlenen Sanayi Devrimi ve Fransız İhtilali ile yerleşik bir toplumsal düzen haline gelen Burjuva toplumunun beşeriyete musallat ettiği yeni bir düzenle tanıştık.Hepimizin içinde yaşadığı, tüm Dünya düzeninin ona göre şekillendiği, öncülüğünü Batı Dünyasının yaptığı acımasız, vahşi KAPİTALİZM.Bakın bakalım tüm hukuksal ve sosyal yaşam kuralları bu sisteme göre düzenlenmiyor mu?

 

Tarih boyunca değişmeyen tek şeyin değişim olduğunu bilenler Kapitalizm denen; İnsanlığa maalesef kan, gözyaşı ve sömürüden başka bir şey getirmeyen bu sistemin de değişeceğini çok iyi bilmekteydiler.

 

Kısacası Beşeriyet ilkel toplumdan kölelik toplumuna , oradan tarım toplumuna, tarım toplumundan da Sanayi toplumuna tekamül etmişti.Şimdi ise baş döndürücü bir hızla BİLGİ TOPLUMU’na doğru evrilmektedir.

 

Adına Bilgi Çağı dediğimiz bu süreçte bilgiye en hızlı ulaşan, onu en iyi şekilde kullanan önümüzdeki yüzyılda üretime damgasını vuracak; bunun neticesinde ekonomiyi elinde tutup sosyal hayatı ve hukuku da ona göre düzenleyecektir.

 

Çok rahatlıkla ifade edebilirim ki; önümüzdeki yıllarda meydana gelecek olayların temelinde BİLGİ olacaktır.Ekonomik Güç BİLGİ’nin eline geçecek; Enformasyon, Kapital’in elindeki ekonomik gücün yeni patronu olacaktır.

 

İnsanlık Tarihi bu soyut kavramlar (Kölelik-Feodal Yapı- Sanayi Toplumu-Bilgi Toplumu) üzerinden şekillenirken, Ekonomik Hayat Dünya üzerinde mekansal olarak da bir devinim içerisindeydi.

 

İlk çağlarda ekonomik hayatın ve üretimin en canlı olduğu bölge Asya bölgesidir.Dünya’ya sonraki çağlarda yön verecek en önemli ekonomik buluşlar bu coğrafyada icat edilmiştir.Barut, Kağıt , İpek Dokumacılığı ve daha bir çok icat bu bölgede İnsanlığın hizmetine sunulmuştur.

 

Sonraki yüzyıllarda “Ekonomik Mekansal Dönüşüm” Batı’ya doğru devam etmiş Ön Asya ve Ortadoğuda kurulan Kadim Medeniyetler İnsanlığa yeni buluşlar, yeni ufuklar bahşetmişlerdir .Yazının icadı, Tekerleğin bulunuşu bunların başlıcalarıdır.

 

Akabinde İslam Medeniyeti ve Osmanlı Devleti bu dönüşümün Ön Asya ayağında kendilerine yer bulmuş; bu dönemde Astronomi, Tıp ve Askeri alanlarda inanılmaz yenilikler, başarılar Müslümanlar tarafından Beşeriyete hediye edilmiştir.

 

Tarihi dönüşüm hız kesmeden Batı’ya doğru devam etmiş bu kez gelişimin ve bilimin yeni adresi Avrupa olmuştur. İslam Medeniyetinin kazanımlarını 100 yıl boyunca Kurtuba Medreselerindeki kitapları tercüme ederek elde eden Batı Dünyası; Rönesansı başlatmış, Coğrafi Keşiflerle Amerika kıtasını keşfetmiş ve Tarihi Dönüşümün yeni adresini de kendiliğinden belirlemişti.

Amerika!!!!

 

Bu dönemde Beşeriyet şimdiye kadar hayal ürünü olarak gördüğü birçok yeniliği yakalamış, ve inanılmaz bir teknolojik gelişmeye imza atmış , BİLGİ ÇAĞINI da başlatmış oluyordu.

 

Günümüzde ise “Ekonomik Mekansal Dönüşüm” ibresini tekrar Asya bölgesine çevirmiş durumdadır. Yüzyıllar boyunca Dünyayı İngiltere’den yöneten Yahudi Rothschild Ailesi ve Amerika’dan Dünya Ekonomisine yön veren ailelerden Rockefeller ailesinin sermayelerini buralardan Hindistan ve Çin ekonomilerine kaydırmaları sizce tesadüf müdür?

 

Çok ciddi büyük bir değişimin içindeyiz, bunu anlamak, kavramak ve ona göre davranmak zorundayız. (22/10/2013)