İMANI YENİLEME MECLİSLERİ Mİ? YOKSA…

Zikrullah meclisleri imanın tecdidinin yapıldığı mekânlardır. İster ilmî anlamda oluşturulan meclisler olsun, isterse Hz. Peygamber’in öğrettiği seçilmiş duaların bilinçle okunduğu mekânlar olsun, hepsinde de ilmî, ahlaki, amelî ve insani terakkinin yolları aranır. Okunan ayetler, hadisler, fıkıh, kelam ve tefsir bahisleri Müslümanların iman bilincini ziyadeleştirir. Bu meclislerde Müslümanlar küfre karşı direnç alanları oluştururlar ve kazandıkları tevhit bilinciyle bireysel ümmet olma yolunda mesafeler alırlar. Tarikat, insanları sırat-ı müstakime Kur’an rehberliğinde ve Hz. Peygamber önderliğinde sevk eden ve Peygamberimiz (s.a.v.) ve sahabesi gibi küfre karşı direnebilen Müslümanları yetiştirmeye çalışan bir kurumdur. Zaten yol/tarikat, insana gaye olarak Allah’ı öğretmez ise müstakim değildir. Eğer böyle olmazsa asla meşruiyet elde edemez.

Zikir meclislerinin imanı tecdit mekânları olması gerektiğine Peygamber Efendimiz şu hadisiyle açıklık getirmiştir: “İmanınızı tecdit ediniz/yenileyiniz.” Sahabe; “İmanımızı nasıl yenileriz?” dediklerinde, Hz. Peygamber (s.a.v.);“Lâilâheillallah sözünü çokça söyleyerek yenileyiniz.” buyurmuştur.[1] Resûlullah’ın buyruğunu en iyi anlayanlardan Muaz b. Cebel’in, Müslümanlarla karşılaştığında; “Oturunuz; Allah’ı zikrederek bir an da olsa iman edelim/imanımızı yenileyelim.”[2]demesi, zikir meclislerinde imanın yenilendiğine işaret etmektedir. İşin esprisini anlayamayan bazı sahabeler, benzeri uygulamaları yapan Abdullah b. Revaha’ya tepki gösterip, onu Hz. Peygamber’e şikâyet etmişlerdir. Hz. Muhammed (s.a.v.) bunun üzerine, şikâyette bulunan şahıslara şu cevabı vermiştir: “Allah Teâlâ, Abdullah b. Revaha’ya rahmet etsin. O, meleklerin bile varlığı ile övündüğü zikir meclislerini; buralarda bulunmayı çok seviyor.”[3] Zira bu meclislerde sırf Allah’ın rızasını kazanmak için “lâilâheillallah”tevhit sözünü okuyanlara Rabbimiz cehennem ateşini haram kılar.[4] Mademki zikirle imanın tecdidi söz konusu, bu durumda zikri hayatının bir parçası hâline getiren Müslümanların, kelimeyitevhidin anlamını bilerek; bu kelimenin nefiy ve ispat ettiklerini kavrayarak okumaları gerekir. Tevhidin anlamını bilmeden, mânâsında derinleşmeden, hayatına tevhidle anlam vermeden bu kelimeleri tekrar edenler zikirden gereği gibi yararlanamazlar.

Zikir meclisleri ilahî rahmetin yağdığı kutsal mekânlardır. Hz. Peygamber (s.a.v.); “Bir grup sadece Allah rızası için bir araya gelir ve Allah Teâlâ’yı zikredecek olurlarsa semadan bir çağırıcı şöyle müjde verir: ‘Affolunmuş olarak kalkınız. Hatalarınız bile sevaba dönüştürüldü.’”[5]buyurarak zikir meclislerinin manevi değerine işaret etmiştir. Önemli olan bu meclisleri nitelikli inşa etmek ve yapılan zikrin anlamlarına vâkıf olmaktır. Kör ve sağır bir şekilde zikrin anlamından uzak kalmamaktır. Ağızdan çıkan zikir sözcükleri kalbe ve davranışlara yansımalıdır. Ahlaki, tevhidî ve siyasi terakkiye vesile olmalıdır. İnsanın velâyet anlayışını ıslah etmeyen ve zalimlerin velâyetine isyan ettirmeyen bir zikir gözden geçirilmelidir. Ancak bu anlayış ve yaklaşımla zikir meclislerinin ganimetlerinden yararlanılabilir. Peygamber Efendimiz’e, “Zikir meclislerinin ganimetleri nedir?” diye sorduklarında, “Cennettir.” cevabını vermiştir.[6]

Zikir meclislerinin ganimetlerinden gereği üzere yararlanabilmek için bu meclislerde, İslâmi ilimlerde derinleşen kimselerin olması şarttır. Ülkemizdeki tasavvufi grupların söylemlerinde keramet ve menkıbeler çok baskındır; şeyh efendilerin tavsiyeleri yaygındır. Başkalarının kerametleri dinleyenlere teklifler yüklemediği için dinleyicileri ve hararetli taraftarları çoktur. Bu tip çalışmaları ve söylemleri tek tek irdelersek görürüz ki bidatler kurumların içerisine sız(dırıl)mıştır. Bu kurumlardaki bazı söylemler ve davranışlar ise maalesef imana aykırıdır. İnsanlar bu kurumlara daha iyi Müslüman olmak gibi iyi niyetlerle girmelerine rağmen, farkında olmadan imanlarını kaybedebilmektedirler. Bu ifademizi genelleme yapmadan belirtiyoruz. İşte bütün bu hususlarda Müslümanları itikadi ve siyasi tehlikelerden koruyacak olan bilgiyle donanmış istikamet ehline, tasavvufi kurumlarda değer ve yer verilmelidir. Şayet, tasavvufi kurumlarda sermaye ehli ilim ehlinin önüne geçirilmişse, bu kurumlar meşruiyetini kaybetmiş ve kendilerini tartışmaya açmıştır.

[1] Ahmed, Müsned, (Tah: Muhammed Derviş, Had. no: 8718), c. III, s.281.

[2] Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, es-Sünne, s.115; Acluni, Keşf’ü-l Hafa, c.I, s. 115.

[3] Ahmed, Müsned, c. III, s. 265.

[4] İbni Hamza, Esbab’ı Vürud’i-l Hadis, c. III, s. 124.

[5] Ahmed, Müsned, c. III, s. 142; Acluni, Keşf’ü-l Hafa, c. II, s. 301.

[6] Ahmed, Müsned,(Tah: Muhammed Şakir, Had. no:6651), c. I, s. 137.

MEHMET SÜRMELİ