Geleceğe Dair Siyasal ve Düşünsel Bir Perspektif…
Entelektüel bir insan, geleceğe dair perspektifini olup biten siyasal hareketlerin yaptıklarından hareketle yeni durumu analiz edebilme imkânları kazanır. Gelecek perspektifi birçok entelektüel tarafından yapılmıştır, yapılmaktadır. Olaylar karşısında tarafsız kalarak geleceğin öngörüsünü yapabilmek mümkün olmaktadır. Bir müslüman açısından bu ‘Basiret’ üzere bakabilmeyi başarabilmek anlamına gelecektir.
Çok kısa bir tarih diliminde iki dünya savaşı, onlarca bölgesel çatışma, iç savaşlar ve benzeri onlarca olay vuku bulmuştur. Şu anda da bölgesel savaşların dünya savaşına dönüşmesi ihtimali ciddi olarak bulunmaktadır. Her dünya savaşı öncesi Avrupa ülkeleri dâhil birçok ülkede sağ/ırkçı yapılar siyasal egemenliğe çıkmışlardır. Bugünde aynı durumu yaşamak durumundayız. Avrupa dâhil sağ/ırkçı faşist dalga giderek güçlenmektedir. İsrail, aşırı ırkçı bir yönetim altında bölgeyi ateşe vermekte ve zulüm ayyuka çıkmıştır. Avrupa sağı da giderek güçlenmektedir.
Bu sadece siyasal ve politik siyasal karakter üzerinden bir değişim yaşanmamaktadır. Ekonomik olarak da benzer bir durum yaşanmakta ve giderek aşırı zenginler ile fakir kesimlerin varlığına şahit olunmakta, giderek alım gücü düşerken, her şey pahalı hale gelmektedir. Sermaye elit bir çevre elinde döngüye katılmakta ve halk, geçim sıkıntıları ile baş başa kalmaktadır. Avrupa da bile bu durum gözlemlenir hale gelmiştir. Önceden de vardı, şimdi daha çok görülür olabilmektedir. Benzer bir durum felsefi yaklaşımlarda görülmektedir. Rasyonel felsefe ile başlayan ve süreç içinde bilimsel felsefe ile materyalizm gündeme gelirken, süreç içinde post modern yaklaşım, görelilik adı altında kurumsallaşmıştır. Bugün bütün dünyada düşünce zeminini bu post modern epistemenin belirgin bir şekilde kuşattığını gözlemlemek mümkündür. Son dönemde ise Trans Hümanizm ve Post Hümanizm üzerine gelişmeler yaşanmaktadır. Özellikle Pandemi sonrası Disiplin Toplumundan Otoriter Topluma geçiş ile yeni bir dönemin başlangıcı olduğu aşikâr olmuştur.
Toplumsal dengeler alt üst olmuştur. Avrupa ilkeleri iflas etmiş, demokrasi, insan hakları ve özgürlükler bir değer ifade etmez olmuştur. İki yüzlülük temel bir refleks haline dönüşmüştür. Ve bu durumun Avrupa da görülmesi de ayrıca sukutu hayale sebep olmaktadır. Göreliliğin başat bir unsur olarak zihni işgal ve iğfal etmesi ise, şüpheyi kaçınılmaz bir hale dönüştürerek ‘güc’ü temel eksen kılmıştır. Son birkaç yılın hikâyesine bakıldığında ve Biden ve Trump ile başlayan ABD eksenli güç senaryoları da bunu açık bir şekilde göstermektedir. Ama buna karşın direnç gösteren ve yeni arayışlara kapı aralayan politik, ekonomik, siyaset ve düşünce arayışları da öne çıkmaktadır.
Özellikle Avrupa entelijansiyası içinde filozof olabilmeyi sağlayacak yeni bir zihnin olmadığı bedihidir. Geçmişi tekrar veya yeni duruma adapte olma arzusu dışında bu yeni durumu doğru okuyacak ve kendini yenileyecek bir felsefi damar görülmemektedir. Sadece Avrupa değil, O’nun dışında da bu felsefi dirilişi gözleme imkânı sunacak bir başka arayış görülmemektedir. Varsa da daha açık bir hale gelmemektedir. İslam Dünyası içinde Taha Abdurrahman’ın başını çektiği yeni düşünsel yaklaşım daha tam olarak kabul edilememesine rağmen, ufuk açıcı yaklaşımları ile müslüman entelektüel zihni kendini yenileme konusunda açık bir etkiye sahip olmaktadır. Ama yeterli sesi ve gücü işaret ettiği anlamına gelmemektedir.
İklim değişimi üzerinden post hümanist çağa geçiş arzusu batıda büyük bir hayal kırıklığı yaşamaktadır. Özellikle Gazze olayları ve sonrasında meydana gelen tarihsel kırılmada bunu gözlememek mümkün görünmektedir. Avrupa solu Gazze katliamına karşı durarak kendisini kendisine yüklenmiş iklim savunuculuğundan kurtararak insan merkezli yeni bir değer yaklaşımına yönelik bir etkinliğe sıçrama yapmıştır. Bu sıçrama Avrupa insanlarının Müslümanlık ile buluşmasına ve müslüman olma sayısında ciddi bir artışa neden olmaktadır. Avrupa siyasetinde derin yarıklar oluşmakta ve İspanya başta olmak üzere İsrail katliamına yönelik siyasal bir tepkiselliği ortaya koymaktadır. Giderek Yahudi tepkiselliği çoğalmaktadır. Bu durumda yeni bir düşüncenin ve felsefi bakışın ipuçlarını yakalamak daha kolay olacaktır.
İslam dünyasında ise kurumsal yapıların giderek zaafa uğraması, deist ve ateist baskı altında siyasal ve ekonomik gelişmeler baskısı altındaki ahlaki zafiyet değişim kapısını aralamaktadır. Zaten kahır ekseriyet müslüman zihin batılı referans edilmiş düşünce zemini içinde din ile kurulan yapının giderek anlaşılması ve tepkinin çoğalması sağlanmış, yeni arayışlara kapı aralayan bir durumu işaret etmektedir. Siyasal iktidarlar aracılığı ile ahlaki zeminin zaafa uğraması, sermaye üzerinden ahlaki bir Müslümanlığın inşa edilememesi ve benzeri durumlarda yeni arayışlara kapı aralamaktadır. Özellikle batılı epistemik zeminden hareketle İslam ile kurulan sağlıksız zeminler iflas etmiş ve yeni arayışlara kapı aralamaya başlamıştır.
İşte bu noktada müslüman entelektüel ve âlimlerinin üzerine düşen temel sorumluluğun İslam ile sahih ve sahici bir bağ kurarak yeniden yenilenecek olan dünyanın ihtiyacı olan düşünce ve ahlaki zemini sunacak güçlü bir bakış ve felsefi yaklaşım inşa edilebilir. Yeni bir ahlaki zemini kurmaktan uzaklaşmış batılı düşünce ve entelektüel zemin ise iflas etmiştir. Giderek yozlaşan, giderek güçlünün zayıfı ezdiği bir dünyaya yenik düşen batılı değerler tükenmiştir. İşte bu noktada İslam ve O’na dayalı yeni bir bakış dünyaya ve insanlığa yeni bir ahlaki zemin verirken, dünya sistemini de ahlaki, adil ve barış içinde yaşamasını sağlayacak düşünsel ve felsefi bir zemin sunabilir. Uluslar arası ilişkilerde yeni bir yaklaşım, ülkeler arasındaki dengeyi korumak ve yeni bir adalet sistemini inşa ederek barışın ve adaletin ikamesini sağlayacak bir argümanlar dünyası sunulabilir. Bunu yapabilecek potansiyel şu an sadece İslam ve müslüman dünyada mevcuttur.
Yapılması gereken şey; geçmişte; son iki yüzyıldır düşülen hatalara düşmemek, geçmişi kutsamak yerine onun doğrularını almak ve yanılgılarından pay çıkararak vazgeçmek, modern dönemi zaaflarını doğru idrak ederek ondan kurtulmak ve doğrularına sahip çıkarak onları yeni bir konum içinde işlevsel hale dönüştürmektir.
Bu durumu gerçekleştirebilecek potansiyel bir entelektüel zemin vardır. Bu zemini hayata geçirecek bir kolektif zihne ihtiyaç vardır. Bu kolektif zihni harekete geçirecek sağlam bir iradeye ihtiyaç bulunmaktadır. Tek başına yapılacak çalışmaların etkisi, çoğul ve birlikte yapılacak çalışmalar yanında zayıf kalacaktır. O yüzden irade ve basiret üzere yeni bir kolektif çabaya ihtiyaç olduğu görülmeli ve bu iradeyi hayata geçirecek bir kararlığı ortaya koymayı başarmalı Müslümanlar…
Yapılacak şey; kuşatıcı bir bakış, kuşatıcı bir yaklaşım ve kuşatıcı bir bilgi ile kuşatıcı bir yöntemi inşa ederek yeni durumu ahlaki zemini güçlü ve adalet ile barışın ikamesini sağlayacak güçlü bir düşüncenin varlığını göstermektir. Gerisi halkın kendi iradesi ile buna katılarak siyasal bir zemine ve oradan da ekonomik bir hayata geçiş yapmasını sağlayarak her alanda barışın ve adaletin varlığının temel alındığı bir ideolojinin varlığının açık kılınmasını sağlamaktır. O zaman Avrupa’da da olmak üzere bütün dünyada İslam barış ve adalet üzere hareket eden bir güç olarak dünya sisteminin banisi olarak varlık kazanır ve insanlığa yeniden cennetin ne olduğu gösterilmiş olacaktır.
Bu çok mu zordur? Hayır! Asla, zor bir durum değil! Bilakis, sağlam ipuçları üzerine doğru ilkeler üzerine bina edilmiş bir ahlaki yapının tabii tezahürü olarak siyasal ve sosyal zeminde barış ve adalet ikame edilecek ahlaki yapıyı kurmak kolay olacaktır. Her kesin kendi düşünce zemininde ve inanç temelinde ama kimsenin kimseye zarar vermediği bir ahlaki yapıda birlikte yaşamanın imkânları devşirilebilir.
Ne diyelim! Rabbim bize nasip eylesin…
